|
Kan. Irmak tanrýsýnýn suçu kan.
Kimsenin birbirini tanýmamasý, anlamamasý bundan.
Murathan Mungan
KADIN VE ÖZGÜVEN
Hayvan üzerinden tanýmlarýz insaný çoðu kez. “Ýnsan, düþünen hayvandýr…” gibi. Eðer böyle bir tanýmý kadýn için yapmamýz gerekseydi, “ Kadýn, en dirençli memeli hayvandýr” dememiz gerekirdi bence.
Öyle ya, kadýn, dünya denen cangýlda kendi kimliðiyle varolabilmek için hep mücadele içerisinde olmuþtur. Varoluþunu tamamladý sandýðýmýz kadýnýn öyküsü, günümüzde bile kýz çocuklarýnýn hamileliðini sonlandýran örneklerle dolup taþýyor. Çin’de nüfus artýþýný önlemek için otuz yýl önce baþlatýlan her aileye tek çocuk politikasý, bugün anne karnýnda cinsiyeti belirlenen kýz çocuklarýnýn aldýrýlmasý gibi bir önleme dönüþmüþtür.
Cahiliyye Dönemi’nde (Ýsa’dan Hz. Muhammed’e kadar) Araplarýn kýz doðan bebekleri diri diri topraða gömdüðünü biliyoruz. Bugün Çin’de uygulanan da, bu vahþetin farklý bir biçimidir.
Dünyaya bakýyoruz, politik, bilimsel, akademik kiþiliði ile ön plana çýkmýþ kadýn sayýsý öyle az ki. Bunun yaný sýra kadýnýn fiziksel ve cinsel kimliði olabildiðince sömürülüyor. Kadýn, bir güzellik objesi olarak vitrinlerde boy gösteriyor, o kimliðiyle varolmasý adeta körükleniyor. Kadýný, güzel, þýk ve bakýmlý kýlmak için yarýþ halinde olan sektörler, çeþitli moda salgýnlarý, kadýn güzelliðine yönelik kozmetik markalarý, özgüvenini makyaj çantalarýnda taþýyan, güzellik enstitülerinde güven tazeleyen kadýnlar yaratmaya uðraþýyor.
Uluslararasý heyetleri taþýyan uçaklar, lacivert takým elbiseli erkeklerle dolu. Dünyayý erkekler yönetiyor. Kadýnlar nerede? Her baþarýlý erkeðin arkasýnda mý? Bir adým gerisinde ve bir sis bulutunun ötesinde mi?
Ortaçaðdan bu yana cadý avcýlýðý biçim deðiþtirdi sanki. Din, erkeklerin tekelinde ve onlarýn yorumlarýyla biçimleniyor. Þeriat devletleri kadýnýn saçýnýn telini göstermemek için kadýna çeþitli baskýlar uyguluyor. Buralarda yaþayan kadýnlar, hangi kesimlerden olurlarsa olsunlar, kendilerini, ancak kendi ülkelerinin dýþýnda ifade edebiliyorlar. Tatile çýktýklarý Avrupa ülkelerinde açýlýp saçýlarak özgürlüklerini yaþýyorlar – ya da yaþadýklarýna inanmak istiyorlar- dönüþ yolunda ise örtünüp havaalanlarýnda kocalarýnýn arkasýndan yürüyerek biniyorlar uçaklara.
Atatürk bir deðerli insandý ve gerçek anlamda Türk kadýnýna deðerini o vermiþtir. Türk kadýný devrimler sayesinde, cumhuriyetten bu yana haklarýný ala ala bugünlere gelmiþtir. Ama bugün geldiði noktada, tutucu siyasetçilerin gözüne batmaktadýr çalýþma hayatýna aktif olarak katýlan kadýnlarýmýz. Din sömürüsüyle, din ticaretiyle kadýn yine ikinci sýnýf vatandaþ olduðu günlere döndürülmek isteniyor, el birliðiyle.
Varsýllar, iktidarýn alkýþ tutucularý, bu deðiþime ayak uydurmakta gecikmediler. Moda dünyasýnda bir “tesettür sektörü” oluþturdular bu ticareti destekleyen. Bu sektör, altta baþlayýp yüzeye çýkarken dalga dalga yayýlan bir çýlgýnlýða dönüþüyor. Suratlarý boya küpüne batmýþ, saçlarýný ipek eþarplarla örtüp bedenlerini pahalý kumaþlara sararak “teþhir eden”, “umreye” giden, en pahalý araçlarý kullanýp zikir törenlerine katýlan bir garip “kadýn” tipi yaratýlmak isteniyor, hatta yaratýldý bile. “Gerekirse örtünürüm” felsefesi git gide yayýlýyor varsýl kesim kadýnlarý arasýnda, bir “moda” gibi. Çok masum görünen bu tümce, saygý duyulacak bir dinsel inancý ifade etmiyor, siyasi simge haline getirilen türbanýn arkasýnda saklanan siyasilerin oyunlarýný çaðrýþtýrýyor. Buna paralel olarak, sokaklarý örümcek aðý gibi saran kumaþ çýlgýnlýðýný da gün geçtikçe artýyor.
Bu kadýnlarýn özgüveni, kocalarýnýn banka hesaplarýnda, kapalý kapýlarýn ardýndadýr.
Ýnançlarýný yüreklerinde taþýyýp toplumsal adaletten payýný almak için didinen, kendini geliþtiren, özgüveni tam olan çaðdaþ kadýn maðdurdur bu durumda ve haklý olarak korkmaktadýr ülkenin gidiþinden. Ayaklarý yere saðlam basan kadýnlarýmýz, düþünen kadýnlarýmýz, “biz” ve “onlar” kavramlarýnýn iktidar tarafýndan pompalandýðý bir kaygan zeminde tedirgindirler. Çeþitli kadýn örgütleri, kadýn dayanýþmasýnýn en etkin biçimde yaþandýðý topluluklar olmanýn ötesinde, gerçekten göze batýcý bir güçtür, güçler birliðidir. Kadýn haklarýna iliþkin pek çok yasa deðiþikliði onlarýn çabalarý sonucu gerçekleþmiþtir. Ama en büyük gücün iktidar olduðunu gerçeðini de yadsýyamayýz. Kadýna “sözde” deðer veren bir iktidarda “Kadýn ve Aileden Sorumlu Devlet Bakaný” olan bir kadýn bakan bile, bu dernekleri, platformlarý ve onlarýn gücünü görmezlikten gelmekte, kadýn hareketini yok sayan bir politika izlemektedir. Hatta bazý kadýn örgütü üyelerine karþý dava açmýþtýr. Görünen o ki çirkin politika, siyasete soyunan kadýný da etkisizleþtirmekte, sindirmektedir.
Kadýnýn iþi zor.
Okutulmayan, ev içlerine kapanmayý, eþe sýnýrsýz itaati, arka arkaya doðurduðu çocuklarý büyütmeyi, aile içi þiddeti kabullenmiþ –kabullenmek zorunda kalmýþ- kadýnýn iþi zor.
Ekonomik özgürlüðünü elde etmiþ, çalýþan, özgüveni tam olan kadýnýn da iþi kolay deðil.
Neden mi?
Önünde beliren tablo, hemcinslerinin haklarýnýn gasp edildiði, kýz çocuklarýnýn töre ve namus cinayetlerine kurban verildiði, erkek egemen bakýþýn altýnda ezilen kadýnlarýn sayýsal çoðunluðunu sergilemektedir de ondan. Düþünen ve kendini çaðýndan sorumlu sayan hangi kadýn rahat yaþayabilir ki bu tablo karþýsýnda?
Kadýnýn özgüveni… Ne çok yaraya parmak basan bir konu baþlýðý…
Her söylenen eksik kalacak…
Gönül Çatalcalý / Ýzmir, 2008
|