|
UZUN YOL/ 15
TANRI GÖKTEN YERE ÝNSEYDÝ…
Bir bilge baþlýðý “…ÖÐRETMEN OLURDU. ” diyerek tamamlýyor. “Tanrý gökten yere inseydi öðretmen olurdu.” Öðretmen okuluna adým atar atmaz bu söz karþýlamýþtý onlarý. Delikanlýlýða adým atan yüz kadar çocuktular. Önce ortaokullarýn öðretmen kurullarýnda seçilmiþlerdi. Yazýlý sýnav, sözlü sýnav ve ön görüþme aþamalarýný, sonra da saðlýk kurulu raporlarýný tamamlamýþlardý. Þu anda 600 000’i aþkýn öðretmenin yarýsý iþ bulamadýklarý için öðretmen olanlardan. Bu nedenle geçilen aþamalarý hatýrlamak uygun olacaktýr. Nerelerden nerelere gelindiðini vurgulamak için. Bu gün artýk öðretmen okullarý kalmadý. Köy enstitüleri, eðitim enstitüleri ve yüksek öðretmen okullarýyla birlikte ilköðretmen okullarýný da yýkýp yok etmeyi baþarabildik(!).Necati Öðretmen okulu, çok deðerli bir bakanýn adýný taþýyordu. Bu adýn ýþýttýðý bir okulda öðretmenliðe ilk adýmý atmak, önemli bir sorumluluðu yüklenmek demekti. Üç yýl bu okulda öðretmenliðin kutsallýðýný soludular. Baþlýktaki söze içten inanarak mesleðin onurunu yaþadýlar, emekli oldular, daha doðrusu hiç emekli olamadýlar. Okullarýn çevrelerini dolaþarak, öðretmenlik düþlerini sürdürdüler.
Yatýlý okul sýcacýk bir yuvaydý. Dostluðun ve kardeþliðin güzelliðini burada tattýlar. Çoðu köylü, fakir ya da memur çocuklarýydý. Ýlk karyolada bu okulda yattýlar, porselen fincanda çayý ilk burada içtiler, bembeyaz patiska peçeteleri ilk burada kullandýlar. Pencere kenarlarýndaki metal kaplamalara yazýlan duvar yazýlarýný zevkle okudular, yenilerini yazdýlar. Delikanlýlýða bu okulda ulaþtýlar, kýz peþinde bu yýllarda koþtular. Daha önce görüp bilmedikleri birçok yeri burada öðrendiler. Dayanýþmanýn, paylaþmanýn, yeni dostluklar kurmanýn tadýna bu okulda vardýlar.
Galatasaray Lisesi, Ýzmir Atatürk Lisesi gibi ülkemizin imrenilen okullarý vardýr. Bu okullarda da çok eleþtirdiðimiz bozuk eðitim düzenimizin yöntemleri, programlarý uygulanýr. Uzun yýllarýn gelenekleri, bu okullarda bozuk düzenin içinden baþarýlý gençler çýkarmayý baþarmýþtýr. Balýkesir Necati Öðretmen Okulu da böyle bir okuldur. Öðretmen ve öðrenciler arasýnda bir sevgi saygý dalgasý dolaþýrdý. Sosyal yönü güçlü olan öðrenciler diðerlerini yönlendirirdi. “Bilen bilmeyenden sorumludur.” Ýlkesini uygulamak olaðan bir görev sayýlýrdý. Mesleðe atýlanlar, geriden gelenlere yol gösterirdi. Pek çok Necatili etkili görevler üstlendi. Bu gün bile eðitim kamuoyunda “Necatililer Ocaðý” diye bir deyim vardýr. Okulda bazý olumsuz davranýþlar da vardý kuþkusuz. Bir eðitim kurumunda olmamasý gereken acýmasýz kurallarla sýk sýk karþýlaþýlýrdý. Tek bir coðrafya dersinden mantýksýz sorularla yýl kaybedenler çoktu. Çalýþkan bir öðrenci olan Nurettin Ergen bunlardan biriydi. Bütünlemeye kalmýþtý. “ Yazý tahtasýnda bir Dünya haritasý çizerek, üzerinde sýcak ve soðuk su akýmlarýný gösteriniz. Bir dünya haritasý çizerek, sýcak ve soðuk su akýmlarýnýn etkilediði ülkeleri gösteriniz. Bir Dünya haritasý çizerek sýcak ve soðuk su …..” gibi üç soruyla Nurettin sýnýfta kalmýþtý. Bir yýl gecikmeyle mesleðe atýlan ve genç yaþta sonsuzluða göçen Nurettin, çok baþarýlý görevler üstlendi. Ben de ayni öðretmenden bir mucize rastlantý sonucu kurtulmuþtum. Çok sevdiðimiz meslek dersi öðretmenimiz Muhip Kocaçýnar’a nöbet görevim olduðu için ödevimi bir saat sonra verebildiðim için ödev notu olarak “Sýfýr” almýþtým. Oysa beni severdi. Oðluna her hafta ders verirdim. Evin oðlu gibiydim. Evlerine girer çýkardým. Böylesi acýmasýzlýklar, sanýrým “Ýlke” gibi bahanelerle hafif gösterilemez. Gene de Necatililer okullarýný çok sevdiler, asla olumsuzluklarýný abartmadýlar, Hatta çoðu kez görmezden geldiler. Necati Öðretmen Okulu’nun uzun yolda önemli bir yeri vardýr. Orada yaþanýlan tatlý anýlar pek çoktur ve belleklerden kolayca silinemez. Bu anýlardan bazýlarý “Uzun Yol” öyküleri arasýnda sunulacaktýr.
Necati Öðretmen Okulu günleri rüzgar gibi gelip geçiverdi. 1957 Haziran’ý sonunda öðretim yýlý bitti. Son sýnýfta matematik ve fen dersleri yoktu. Bu durum benim baþarý sýramý oldukça etkiledi. Gene de ilk beþ altý kiþi arasýna girebildim. Bir gün elimize bir kaðýt tutuþturdular. Atanmak istediðimiz üç ili yazmamýz isteniyordu. Ben Manisa, Van, Trabzon yazdým. Van’a atanacaðýmý kuþkusuz biliyordum. Köyüme gittiðimde bunu aileme söyleyemedim. Oðlunu ve damadýný teröre kurban vermiþ bir ninem ve 18 yaþýnda dul kalmýþ bir annem vardý. Onlar beni, tek çocuklarýný zorluklarla okutmuþlardý. Tüm umutlarý bendim. Onlarý zorluklar içinde býrakýp uzak diyarlara gideceðimi söyleyemezdim. Üstelik babamýn bilinmeyen taþsýz mezarý da o diyarlardaydý.
Bir temmuz sýcaðýnda beklediðim üç beþ satýrlýk yazý geldi. “Van Ýli emrine atandýnýz. Þu tarihte göreve baþlamak için ilgililere baþvurunuz. Görevinizde baþarýlar dilerim. ” Gibi kýsa bir yazý. Benim için kýrk yýldan fazla sürecek yeni bir yaþam, öðretmenlik yaþamý baþlýyordu. Annem ve ninem üzüntüye, yaslara bürünmüþtü. Mesleðime böylesi üzüntülü ve buruk bir sevinçle koþtum. Birçok Necatili de benzer koþullarý yaþadý.
Küsmebe ile Hatçana, biricik Feridunlarýnýn, Hasan Ali’nin armaðanýnýn öðretmen olduðunu görmüþlerdi. Mutluydular. Bu
düþüncelerle teselli buluyorlardý. Ben hiçbir zaman bu atamanýn kendi isteðimle gerçekleþtiðini söyleyemedim. Ayni yýl yüksek okul sýnavlarýný kazanarak Van’dan ayrýldým. Hiç deðilse bir yýl oralarda çalýþamamýþ olmaktan üzüntü duymuþumdur. Önemli bir deneyimden uzak kalmýþtým. Baþka koþullarda benzer bölgelerde çalýþmakla benzer deneyimlerin kazanýlamadýðýný belirtmek isterim.
Uzun yolun kýsa bir bölümü de böyle. Uzun yol çok ama çok uzunmuþ. Düþünülebilecekten daha da uzun. “Gündüz gece” gidilse de kolay bitmeyecek kadar uzun…
Feridun BAYRAM
|