|
ÜÇKARDEÞ
Babam emekli bir öðretmendir. Ýlginç, biraz da garip görüþleri vardýr. Bir köy çocuðu olmasýndan da kaynaklanan doða tutkusu, özlemi, bitkilerle, kuþlarla, börtü böcekle olan dostluðu biraz abartýlýdýr. Bitkileri aðaçlarý, tek baþlarýna birer organizma olarak gördüðü gibi, onlarý da orman denilen daha büyük bir organizmanýn birimleri (Bir çeþit hücreleri) olarak düþünür. Benzer bir düþünceyi insanlara, hayvanlara da uygular. Hatta taþ, maden gibi cansýz olarak tanýmlanan maddelerin de pek ala canlý olduðunu, konuþtuklarýný, evlendiklerini, toplumsal yaþamlarý olduðunu savunur. Ben peyzaj mimarý olduðumda çok sevinmiþti. ‘Benim tercümaným da olursun’ derdi. Ýç mimarlýk eðitimine geçince ‘Desene gene tercümansýz kaldýk.’ diye þakalaþýrdý. Zaman zaman düþüncelerine uygu nolan öyküler de karaladýðý olurdu. Onun ‘ÜÇ KARDEÞ’ adlý öyküsünü, sonra da ‘DÖRDÜNCÜ KARDEÞ’ öyküsünü sunacaðým:
“Köyümüze çok yakýn bir baðýmýz vardý. Yaz baþýndan baþlayarak sonbaharýn ilk soðuklarýna kadar yaþamýmýz orada geçerdi. O yýllar yokluk yýllarýydý. Ýkinci dünya savaþýnýn bittiði yýllar. Yazýn üzümünü, kýþýn pekmezini yerdik. Birazýný da satar, yýllýk giderlerimizi karþýlardýk. Pek öyle giderimiz de olmazdý. Gaz, tuz gibi birkaç þey. Giysilerimizi annem hem dokur, hem dikerdi. Beþ on koyunumuz ve bir iki ineðimiz de yaðýmýzý, peynirimizi saðlardý. Sattýðýmýz da olurdu. O günleri, bir kaç adýmda düþtüðüm yýllara kadar anýmsýyorum. Yokluk ama mutluluk yýllarýydý. Baðýmýzdaki hemen her varlýðý tanýrdým. Baðlarýmýzýn her birini özellikleriyle bilirdim. Hangisinin önce alaca çýkaracaðýný, çekirdeksizini, razaký cinsini, ince karasýný, hepsini. Neresinde karýnca yuvasý olduðunu, yamaçtaki yaban arýsý yuvasýný, kenarlardaki dikenli böðürtlenleri, nasýl böceklerle karþýlaþacaðýmý bellemiþtim. Birkaç bað, diðerlerine göre daha büyüktü. Birinin altý ayakta durabileceðim kadar geniþti. Ýnce dal ve yapraklarýyla yanlarý da kapanmýþtý. Orayý ‘evim’ yapmýþtým. Girer oturur, yapraklarla, üzüm taneleriyle bakýþýr, konuþurdum. Anneme ve nineme bile evimi göstermezdim. Orasý benim için çok deðerliydi. Ninem teneke bir maþrapanýn yarýsýna kadar su koyar, alacasý çýkan üzüm tanelerini içine atarak elime tutuþtururdu. Onlarý yemek çok hoþuma giderdi. Biraz büyüyünce ayný iþi kendim yapmaya baþladým. Evimdeki üzüm salkýmlarý da daha büyük olurdu. Orada otururken elimle koparmadan salkýmlara uzanýr, dudaklarýmla olgun üzümleri koparýr iþtahla yerdim. Daha doðrusu emerdim. Galiba annemi emdiðim çok yakýn geçmiþin özlemini giderirdim.
Baðýmýzda ve çevresindeki tarlalarýmýzda da akrabalarýmýz vardý. Ýki armut, üç incir, bir muþmula, pek çok badem aðacý. Muþmula ile armutlar nineme benzerdi. Bademler de anneme. Zaten hayvanlarýmýz ve eþyalarýmýz da bize benzerdi. Onlarý nerede görsem tanýrdým. Çuvallarýmýz, kilimlerimiz, ineklerimiz týpký annem. Keçelerimiz, çullarýmýz ninem. Kuzularýmýz da bana benzerdi. Bakýþlarýnda, o kara gözlerinde kendimi görürdüm.
Annemin ve ninemin özenle baktýklarý, sarýp sarmaladýklarý iki de kardeþim vardý. Biri baðýn içinde, biri de baðýmýzýn altýndaki tarlamýzda. Boylarý benden biraz uzundu. Ýki kiraz fidaný. Baðýn içindeki hafif sarý yapraklarý, narin vücuduyla tatlý bir kýzdý. Ak kiraz fidanýydý. Baðýn dýþýndaki koyu yeþil, dayanýklý, ‘erkek gibi’ derler ya iþte öyle bir kýz. O kara kirazdý. Benim de çok sevdiðim ablalarým. Beni ‘kara kuzu’ diye severlerdi. O nedenle kara kiraz ablama daha çok benzerdim, ona daha yakýndým. Ak kiraz ablamý daha mý çok severdim ne? Sýk sýk onun yanýna gider, kibar salýnýþýný uzun uzun izlerdim. Kara kiraz daha hýzlý büyüyordu. Bir kaç yýl içinde ikisinde de tek tük kirazlar olmaya baþladý. Kýsa sürede de kirazlarýný sepetle toplamaya baþladýk. Ak kiraz nedense fazla geliþemedi. Ninem o kadar özenle baktý ki, diplerindeki böcekleri bile bir bir ayýkladý, suladý, ilaçladý ama çare olamadý. Ben kendimi onlarýn kardeþi gördüðüm gibi annemler de öyle görürdü. Babam o kirazlarý askere gitmeden önce dikmiþ. Askere giderken ben de annemin karnýndaymýþým. Anneme biz üç kardeþi emanet býrakýp gitmiþ.
Köyden birkaç delikanlýyla birlikte Çanakkale'ye gitmiþler. Ýlk eðitimlerden sonra Bursa'ya daðýtýmlarý çýkmýþ. Asker arkadaþlarýndan biri hem eniþtesi, hem yakýn akrabasý hem de can dostuymuþ. Ýkisi de oldukça hareketli, daha doðrusu deliþmen iki delikanlý. 1936 yýlýnda Güney Doðu gene bu günlerdeki gibi sorunlu. Dersim ayaklanmasý nedeniyle bir çeþit savaþ var.,. Oralarda kalmýþlar. Ben babamý hiç tanýmadým, ‘baba’ da diyemedim. O nedenle benim ve iki kiraz ablamýn deðeri çok fazlaydý. Kara kiraz çok güzel geliþti. Ben daha okula baþlamadan bizi doyurduðu gibi artan kirazlarý satmaya baþladýk. Pazarda hiç zorluk çekmedik. Alýcýlar paylaþýrdý. Birkaç yýl sonra kirazlarý ben pazara götürmeye baþladým. Ablamýn ürünlerini satmaktan çok ama çok onur duyardým. Annem ve ninem de çok sevinirlerdi. ‘Babasýnýn yerini alacak.’ derlerdi. Bu arada Ak Kiraz ablamý kurtaramadýk. Bir yaz yapraklarý yeþillenemedi. Aðlayarak onu öbür dünyaya yolladýk. Yeri boþ kaldý. Yýllardýr onun yerini üzüntüyle izlerim. O benim ablamdý. Onunla ortak genlerimiz olduðuna inanýrým.
Ben ilkokulu, ortaokulu, yüksek okulu bitirdim. Yaz tatilinde kara kirazýmýzýn ürünlerini sattým, bol bol yedim. Sonra öðretmen oldum. Kiraz zamanlarýnda ona sarýlmak, eski günleri anmak için hep olanaklar yarattým. Gidemediðim yýllarda bir kutu içinde ürünlerini bana gönderirlerdi. Aðlaþarak buluþtuk her zaman. Þu anda onun yanýnda deðilim. Tam da kirazlarýn olgunlaþtýðý günler. Bu satýrlarý da göz yaþlarýyla yazýyorum. Böyle durumlarda annem birkaç dalý toplatmaz. Belki olanak bulur çýkar giderim diye düþünür. Bu sene de öyle yapacaktýr. Ben de gitmeye çalýþacaðým.
Ablam artýk yetmiþini biraz geçti. Hala coþkuyla yaþýyor, üretiyor, ürünlerini cömertçe sunuyor. Geçen yýl çeyrek ton ürün verdi. Bu yýl da bolca ürün verecekmiþ. Geçen yýl karþýlaþmamýz çok hüzünlü geçti. Koyu yeþil yapraklarý gene pýr pýr atýyordu. Bir yürek gibi. Ortadaki büyücek bir bölümü kalýn tellerle baðlanmýþ. Kýrýlýverir korkusuyla. Yürüteçle yürüyen hastalara benzettim. Beni baþtan aþaðý süzdü. Beyazlaþmýþ saçlarým azalmýþtý. Bacaðýmýn biri de aksýyordu. Belki bir tel de bana gerekliydi. Çok üzüldüðünü yapraklarýndan dallarýna okudum.
Annemiz de yaþlýydý artýk. Doksanýn geçmiþti. Elinde sepet dallarýnýn arasýnda dolaþamýyordu. Yere yakýn yerlerinden gene de toplayanlara yardým ediyordu. Bir ara beni yanýna çaðýrdý: ‘Kirazýmýz artýk çok yaþlandý. Yeni yeni kirazlar moda oldu. Alýcýsý da azaldý. Orasýný burasýný tellerle baðlattým. Artýk kestirsek de odun yapsak diyorum.’ Bana söylenebilecek en aðýr sözü söylemiþti. Duygularýmý saklayamadým Þimdi olduðu gibi ablama göstermeden aðlamaya baþladým. ‘Ablamý ellerimizle öldürmek ha! Biz birer cani miyiz? Bunlarý bana, biricik oðluna nasýl söyleyebilirsin?..’ diye haykýrdým. Ana, oðul, kýz birbirimize sarýldýk. Ablam bizi duymuþtu. Yapraklarýnýn hýþýrtýsý deðiþti. O da aðlýyordu. Yaþlý annem söz vermekten öte yemin etti. ‘Üçümüz de direneceðiz. Yaþayabildiðimizce yaþayacaðýz. Kim önce yolculuða çýkarsa kalanlar yasýný tutacak. Kendim yapamasam da ona baktýracaðým. Ürünü olmasa da, satýlmasa da baktýracaðým. Onu gözüm gibi koruyacaðým.’ Birbirimize baktýk. Nemli nemli gülüþtük. Ellerimizi kaldýrýp ‘vavv!..’ yaptýk.
Babamýn öyküsü bu kadar. Aslýnda gerçek bir öykü. Babamýn ablasýný, halamý biz de tanýdýk. Hala telleriyle dimdik ayakta. Ürünlerini daha çok kuþlar yiyor. Babaannem artýk gidip sarýlamýyor. Babam da biraz daha yaþlandý. Ablasýnýn ürünlerini pek yiyemediðimiz için seviniyor. ‘O zaten bizim için deðil, kendisi için üretiyordu. Biz onu sömürüyorduk.’diyor. Bize de gülmek düþüyor.
Iþýk ÞENLÝK
|