CAZETE
05 Eylül 2010 Pazar
UZUN YOL (YÝRMÝÝKÝNCÝ BÖLÜM) YENÝDEN NECATÝ EÐÝTÝM ENSTÝTÜSÜ
Feridun Bayram
2010-06-05 - 22:55

UZUN YOL /  22

YENÝDEN NECATÝ EÐÝTÝM ENSTÝTÜSÜ

 

Van ili emrindeki oldukça sorunlu geçen ilkokul öðretmenliðim bir ay kadar sürdü. Göreve baþlatýlmadýðým için de birkaç arkadaþýmla birlikte Erek Oteli öðretmeni(!) olduk. Bir aylýk uðraþýdan sonra Erçek Köyüne atandým. Bu arada Balýkesir Eðitim Enstitüsü yazýlý sýnavlarýný kazandýðým için Erçek Köyü öðretmenliðim bir gün sürdü. Sözlü sýnavlar ve ön görüþme için Balýkesir’e gittim. Dört günlük tren yolculuðuyla Anadolu bozkýrlarýný bir kez daha aþtým. Dönüþ yolculuðum umut yolculuðu olduðu için daha neþeli geçti. Belleðim bozkýrdan çok yerleþim yerlerindeki  yeþil alanlarý fotoðraðrafladý.

 

Üç yýldýr her noktasýný ezberlediðim öðrenci deyimiyle Necati Palas’a yeniden kavuþtum.Pek çok arkadaþýmla gene birlikteydik. Baþka okullardan gelen yeni arkadaþlarla da çabucak dostluklar baþladý. O yýllarda Ankara Gazi, Ýstanbul Çapa ve Balýkesir Necati Eðitim Enstitüleri merkezi sistem testle öðrenci alýyordu. (Anýmsadýðýma göre bir yýl sonra da Bursa Eðitim Enstitüsü açýlmýþtý.) Yazýlý sýnavý birincilikle kazanmýþtým. Sözlü sýnavý da kolay aþacaðýma inancým arttý. Ýlk çaðrýlan ben oldum. Kuruldaki üyeler öðretmenlerimdi. Neþeyle,þakayla ilk öðrenci oldum. O yýllarda baþarý sýrasý pek yapýlmazdý. Takdir,teþekkür gibi ödüller de hoþ karþýlanmazdý. Hatta “Ýftihar listesi” için “Ýntihar listesi” deyimi kullanýldýðýný anýmsarým. Bu nedenle kutlama beklemedim. Bazý arkadaþlarým dýþýnda kutlayan da olmadý. Sýnav kurulundaki öðretmenlerimin beni neþeyle uðurlamalarýný kutlama saydým. Birkaç günlük arada köyüme gittim. Annem ve ninem beni gördükleri için çok sevindiler. Sýnav gibi kavramlarýn dýþýndaydý onlar. Benim yeni okuluma niçin gittiðimi  sorma gereðini bile duymadýlar. Köyümüzde çalýþan ilkokul öðretmeni     “Bizim öðretmenimiz olacak.”  diye anlatýnca çok sevinmiþler.

 

Çok iyi tanýdýðým bir çevrede okumanýn benim için önemli yararlarý olacaktý. Ýçe kapanýk bir kiþiliðim vardý. Kardeþim yoktu ama, kardeþ kadar yakýn olduðum arkadaþlarýmla birlikteydim. Öðretmenleri çok yakýndan tanýyordum. Çýkabilecek sorunlarý daha kolay aþabilirdim. En önemlisi de özel ders verdiðim geniþ sayýlabilecek bir çevrem vardý. Bunlarýn yanýnda, Ankara, Ýstanbul gibi en büyük kentlerimizden elde edilebilecek kazanýmlardan uzak kalacaktým.

 

Bir aylýk öðretmenlik dönemimi, uzunca bir  öðrenim  dönemi sayýyorum. Daha ilk adýmda çok þeyler öðrendim. Acýmasýz, sevimsiz, hoþgörüsüz, kendilerini “ Çok büyük” sanan küçücük görevlileri görmüþtüm. Gacýrtý gucurtu içindeki devlet çarkýný ve bu çarkýn iþkence aracý olarak kullanýlmasýndan zevk alanlarý tanýmýþtým. Doða ile iç içe yaþayan, aðaçlarý, kuþlarý, börtü böceði iyi tanýyan, onlarla güzel dostluklar kurabilen bir köylü çocuðuydum, olumsuzluklara karþý dayanýklýydým. Kavgayý gürültüyü sevmezdim, bilmezdim. Bir aylýk ilk öðretmenliðimde gerektiðinde kavganýn tartýþmanýn da yararlý olabileceðini öðrendim ve uyguladým. Üzülerek belirtmek isterim ki, uzun öðretmenlik yýllarýmda da bu çirkin yöntemin iþe yaradýðýný görmekten utanç duydum. Meðerse bozuk düzenlerin geçerli kurallarýndan biri buymuþ. Öncelikle olumsuzlarý anýmsamak hoþ olmadý. Oysa gönlümde sonsuza dek saklayacaðým güzellikler de yaþadým: Ýyiliksever, güler yüzlü insanlarýn çokluðu. Halil Efendi gibi gerçek dostlar. Parasýz zenginler, aç yaþayan toklar. Ýnsanlarý insan olduðu için sevenler. 1950’lerin o birleþtirici insanlarýndan günümüzün sevgi yoksunu, ayýrýmcý ortamýna nasýl ulaþýldýðýný da doðrusu çok merak ediyorum.

 

Necati’de güzel, öðretmen okuluna göre daha sorunsuz günlere kavuþtum. Müzik, beden eðitimi, resim gibi zorlandýðým etkinlikler geride kalmýþtý. Sevdiðim uðraþýlara kendimi vermiþtim. Üzülerek ayrýldýðým dostum kitaplýkla yeniden buluþmuþtum. Yüksek okul ortamý daha özgürdü. Küçük çevre gezilerimiz oluyordu. Daha sýk sinemaya gidebiliyorduk. Köyümden bir yakýným ve Gördes’ten bir tanýdýðým Balýkesir’de askerdi, arada onlarla buluþurduk. Sýk sýk kitapçýlarý dolaþýrdým. Oralar da da dostlarým oldu. Birkaç kez Ýstanbul’a eski kitapçýlarý dolaþmak için gittiðim oldu. Özel derslerim baþlamýþtý. Parasal açýdan da rahattým. Mutlu bir öðrenciliðim vardý. Bir ara köyden annem geldi. Yanýnda yakýn akrabam Hüseyin vardý. Askerliði bitmiþ, bizim iþleri de yürütüyordu. Onun babasyla babam Dersim Ýsyaný’nda ölmüþler, akrabalýktan çok öte, ortak bir aile olmuþtuk. Bahçede beni sormuþlar. “Annesi geldi, Göbek’i çaðýrýn.” demelerine çok bozulmuþ annem. Biraz þiþman olduðum için bazý arkadaþlar öyle derdi. Köye dönünce nineme de anlatmýþ. Ninem her gittiðimde kýzgýnlýðýný tekrarlardý: “Gýz neresi Göbek’miþ oolumun? Be oosam aðýzlaaný yýrtaadým.  Fidan gibi maþaþallah…” derdi. Annem okulu çok sevdi. Biraz Balýkesir’i de gezdirdim. Askerdeki yakýnýmýza da götürdüm. Okuduðum okullardan birini  görüþü ilk ve sondur.

 

 

 

Öðretmenlerin çoðunluðu öðretmen okulunda da öðretmenimdi. Sabahat Tüzün  orta okulda da öðretmenimdi. Pakiz Yelen’in de iyi arkadaþýydý. Arada Balýkesir’e gelirdi ve ben karþýlardým. Yardýmcý olabildiðim için de çok mutlu olurdum. Adnan Çakmakçýoðlu müdürümüzdü. Çok becerikliydi. Biraz sözetmiþtim. Bir ara matematik öðretmenim de olmuþtu. Yaman bir yöneticiydi. Bakýþýyla çok þey söyler, kusur iþleyenleri eritirdi adeta. Ýyi bir þair, ressam, müzik ustasý, futbolcuydu. Düzenlediði kültür günlerini sabýrsýzlýkla beklerdik. Sonradan çocuk edebiyatý üzerinde yoðunlaþtý ve yüzlerce kitapla çocuklarý sevindirdi, yetiþtirdi. Çok güzel ders anlatýrdý. Tebeþiri ,karikatür, resim ve þekil çizerken konuþtururdu. Eþi kimya öðretmenimiz Lütfiye Haným’dý. Çok kibardý. Olumsuz olaylar karþýsýnda da sinirliydi. Ýki dünya güzeli çocuklarý vardý. Esi ve Can. Öðretmen olduktan sonra bir kez okula uðradým, yýl kaybeden þanssýz arkadaþlarýmla buluþtum. Adnan Bey’i görmekten çekindim. Çok gururlu görüntü verirdi, yanýna yaklaþýlmazdý. Beni görünce yanýma kadar geldi, odasýna götürdü, uzun uzun söyleþtik. Bir kez de Ankara’da karþýlaþtýk, ayni yakýnlýðý gördüm. Belki de onun görüntüsü disiplin adýna bir roldü. Balýkesir’den Ankara’ya atandý, Gazi Eðitim’de ve mimarlýk fakültesinde çalýþtý. Ýki çocuklarýnýn da mimar olduklarýný duydum. Adnan Bey’i genç yaþta yitirdik. Öðrencileri olarak bir araya geldiðimizde onu özlemle saygýyla anýyoruz.

 

Birinci yýlýn ortalarýnda on gün kadar hastalandým ve derslere giremedim. O güne kadar çok baþarýlý geçen kimya dersinde aksamalar baþladý. Zayýf not almadým ama, üst düzeylere de çýkamadým. Diðer derslerdeki eksiklerimi çalýþarak giderebildim ama kimyada baþaramadým. Lütfiye Haným bu durumu kendisine karþý saygýsýzlýk gibi algýladý. Sabahat Haným’a da durumu bildirmiþ. Çok çalýþtým ama olumsuzluðu gideremedim. Yýl  sonu laboratuar sýnavýnda da patladý. Teorik konularda eksiklerim vardý ama deneylerde hep baþarýlý kaldým. Sýnavda iki maddeyi bir kaþýkla karýþtýrmam gerekiyordu. Bir türlü kaþýk bulamadým ve parmaðýmla karýþtýrýverdim.  Kýzarak  “Ya zehirliyse…” diyerek hatamý sertçe belirtti. Ben de “Efendim, zehirli olmadýklarýný biliyordum…” diyerek kendimi savundum. Daha çok kýzdý, çýldýrdý. Hýzla masaya gitti “Al bakalým…” diyerek notunu verdi. Bütünlemeye kalmýþtým. Gene Sabahat Hanýma anlatmýþ. Sabahat Haným benim orta okuldan beri öðretmenim olduðu için yakýným gibi görüyordu. Hem çok sevdiðim öðretmenimi üzmüþ gibi oldum, hem de ilk kez alýþkýn olmadýðým biçimde bütünlemeye kaldým. Çok üzüldüm, Lütfiye Haným2a da uðramadým. Ancak Sabahat Haným’a olup biteni anlattým. Tatile bir bavul kimya kitabýyla gittim. Artýk tarýmla ilgilenmiyordum. Tatil boyunca her gün en az altý saat çalýþtým. Çalýþmalarýmý da bir kitap biçimine getirdim. O notlarý hala saklýyorum, kimya dersi okuttuðum yýllarda da elimden düþmedi. Bütünleme sýnavlarýnda en yüksek notu alarak üst sýnýfa geçtim. Lütfiye Haným gene kimya öðretmenimizdi. Oldukça resmiydik. Kimyaya da çok çalýþmýyordum. Yani melek kelek öyküsü. Artýk kimyadan korkmuyordum ama pek istekli de çalýþamýyordum. Gene bir laboratuvar çalýþmasýnda öðrencilere soru sormaya baþladý. Beþ altý kiþiden olumlu yanýt alamadý, sinirlendi. Bana da sordu ve yanýtladým. Benden öncekilere sýrayla sertçe, “Seni geçirdiðime piþmaným… Seni de…Seni de…” diye baðýrdý. Beni geçtikten sonra geriye döndü ve yumuþak bir tonla, “Senin için de çok piþmaným…” dedi. Bu söz beni keleklikten melekliðe yeniden döndürdü. Lütfiye Haným’ýn gene iyi bir öðrencisi  oldum, galiba bazý  kusurlarýmý ve  tembelliklerimi görmeyiverdi.    

Çoktandýr haberini alamadým. Saçlarý kalmamýþ, kalanlarý da  pamuklaþmýþ  bir emekli olarak ellerini özlemle, saygýyla öpmek isterdim.

 

Necati Öðretmen Okulu ile Necati Eðitim Enstitüsü iki kardeþti. Benim  ve arkadaþlarýmýn sýcak yuvasý. Bir meslek kazandýðýmýz kültür ocaðý. Orayý unutmamýz olanaksýz. Kýrk yýl sonra ziyaret ettiðimde yüreðim yerinden çýkacak sandým. Orayý, güzel yuvamýzý çok özlüyorum, özlüyoruz. Düþlerimin çoðu öðretmenlik ve öðrencilik üzerinedir. Onlarýn da pek çoðu Balýkesir Necati’ de geçer.

 

                                                                Feridun BAYRAM

 

 




YORUMLAR

Edeb./Mizah Kategorisine Ait Diðer Haberler

Devrimci Kuþaðý Alioðlu'nun Sözlüðü (Altý) Ceviz Yapraðý Dal Arasýnda(Birinci Bölüm) Uzun Yol (Yirmidördüncü Bölüm) Necati'den Yüzler iki Alioðlu'nun Çakýltaþlarý Uzun Yol (Yirmiüçüncü Bölüm) Necati'den Yüzler Kestane Kebap ... Alioðlu'nun Sözlüðü (Beþ) Uzun Yol (Yirmiikinci Bölüm) Yeniden Necati Eðitim Enstitüsü Alioðlu'nun Çakýltaþlarý
KÖÞE YAZARLARI
VÝDEO HABERLER
Keith Barry beyinleri büyülüyor
Önce, Keith Barry nasýl beynimizin vücudumuzu nasýl kandýrabileceðini gösteriyor -- podcastle iþleyen bir numa
Anketler
Ýsrail ile aramýzda ne olur?
Bakalým Amerika ne derse o olur
Bir gemi daha yollarýz ama bu sefer hazýrlýklý oluruz
Bu iþten çok karlý çýkarýz
Hiç birþey olmaz
Maskara oluruz
Ýsrail'e bir kýzarýz iþte o kadar
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
RSS © 2008 CAZETE
Site iceriğinin telif hakkı bildirilmeksizin kullanılması yasaktır