|
BÝR ÜLKENÝN YAKIN SÝYASÝ TARÝHÝNDEN
AÐIR ÇEKÝM GÖRÜNTÜLER
"Hüzün zaman zaman
Deli dalgalarla gelir
Gönlümün kýyýsýna vurur.."
Esen Yel de kimmiþ demeyin lütfen. Bir zamanlar o da, kartal deðilse bile, külliyetli miktarda okurun tanýdýðý bir mizah yazarýydý. O yýllarda henüz çað atlamamýþtýk. Öyle adým baþý hýrsýza uðursuza rastlamak nerdeee.. Vardý belki ama tek tük.. Ha anýmsadým birini. Pek sempatik biriydi kerata. Sözde hayaliciydi ya, siz kulak asmayýn. Þimdikilerin þeyi bile olamazdý.. Bir büyük politikacýnýn yeðeniydi. Ýhya Yeðen.. Bizim de yeðenimiz sayýlýrdý. Bu koskoca müreffeh Türkiye bu bacak kadar yeðeni besleyemezse ayýp olmaz mýydý. Ýþte biz de ayýp olmasýn ayaðýndan o yeðene hiç dokunmadýk. Sunta parçalarýyla, takozlarla oynadý durdu yýllarca..
Çað atlamadan önce mizah konusu mu çoktu bilmiyorum. Esen Yel ne yapar eder, bir yerlerden bir þeyler bulur kuruverirdi öyküsünü. Politikacýlarýn yüz elli metreden soluk alýþlarýný duyardý. Kafalarýnýn içlerinden geçenleri okurdu. Kimselerin sýrtýný mindere deðdiremedikleri o büyük politikacýya da okurdu arada. Morrisson derdi.. Fuzuli þagil derdi.. En çok da þapkasýna takýlýrdý. Ýþte bu büyükler büyüðü politikacý þapkasýndan bir tavþan bile çýkaramadý ama.. Ülkenin en yüksek rakýmlý tepesine týrmandý günün birinde.
Ha uzatmayalým, iþte ondan söz ediyordum. Günlerden bir gün söylevlerinden birinde þöyle sesleniyordu halkýna:
“Kýþýn biz Bulgaristan dan elektrik alýyoruz, yazýn Bulgaristan bize elektrik veriyor."
Bu özlü söz günlerce gazetelerin dergilerin olduk olmadýk yerlerini süsledi durdu. Magazinciler o günlerde böyle basit þeylerle oyalanmaktaydýlar. Ýnsanlar gülüyorlardý bu güzelim söze. Bu yaþanasý dünyada insanlar her zaman anlayýþlý olmuyor. Esen Yel de, bu dünyalar güzeli söze kýlçýk atmadan yapamadý. Neymiþ efendim, cümlenin kurgusu tersmiþ. Nasýl olacakmýþ, cümlenin ikinci bölümü baþa birinci bölümü sona gelecekmiþ.. Hah..
Yine bu, pabucu büyük müydü bilemiyorum, þapkasý büyük politikacýmýz bir baþka konuþmasýnda kehanet belirtileri sezilebilen bir söz söylemiþti. Sözle, Ýstanbul un geleceðine dikkati çekmek istiyordu. Çok yakýn bir gelecekte çok sesli, çok renkli bir lahmacun cenneti olacaðýný daha o günlerden anlamýþtý..
“Her ne kadar Ankara Türkiye nin baþkentiyse de, Ýstanbul en büyük kentimizdir."
Esen Yel mi? Elbette caným, durur mu.. Günlerce yazdý durdu günlük yazýlarýnda, öykülerinde..
Bulanýk da olsa sisli puslu da olsa.. Zaman akýp gidiyordu..
Kimler geldi, kimler geçti..
Kimler yedi, kimler içti..
Kimilerini hayal meyal anýmsar gibiyim. Ama ayrýntýlarý silinmiþ. Kimilerini de cin gibi anýmsýyorum.. Ayrýntýlarý bile dallý güllü giysiler içinde göbek atýp durmadalar..
Cin gibi anýmsadýklarýndan bir görüntü var ki.. Deðmeyin gitsin..
Yürüme özürlü demokrasimiz yalpalaya yalpalaya yollara düþmüþtü. Hýzlý yürümesi zaten olanaksýz.. Üstüne üstlük adým baþý olmasa bile her on yýl.. Þey, on adýmda bir sol ayaðýna çelme takýp düþürüyorlardý. Garibim güç bela doðruluyor, yürümeyi sürdürmeye çalýþýyordu. Ama çelmecilerin usanacaklarý yok. On adýmlarýn arasýnda da ara çelmeler.. Birkaç adým.. Al sana çelme.. Birkaç adým al sana çelme.. Amerikan usulü çelme… Postmodern çelme..
Bu çelmelerden dolayý sol ayaðý sakatlandý. Bu sakatlýk hâlâ geçmiþ deðil.. Hâlâ sol ayaðýnýn üzerinde duramýyor..
Birilerinin bu yürekler acýsý eziyetli yürüyüþe yürekleri dayanmadý. Tuttular amuda kaldýrýp yürüttüler yürüttüler yürüttüler. Hatta bu iyilikseverlerden biri, garibim elleri üzerinde yürürken ona poz verdirip yaðlýboya bir resmini yaptý. O tarihi tablo þimdi devletimizin resmi müzesinde koruma altýnda..
Tevfik Fikret in o görkemli þiirinin görsel efekt oluþturduðu bu yýllarda uzunca bir süre Esen Yel i görmedim. Süreli yayýnlarda öyküleri de çýkmýyordu. Kitaplarý da ortalarda yoktu. Belki toplatýlmýþtý. Belki o sisli puslu günlerde banyo sobalarýnda yakýlmýþtý. Yeni baskýlarý mý.. Öteki baskýlardan onun kitaplarýnýn baskýlarýna sýra mý geliyordu..
Bir mayýs öðleden sonrasý..
Küçük Çamlýca nýn Kadýköy e, adalara bakan yamaçlarý.. O Aðacýn Altý.. Birkaç yüz yýla tanýklýk etmiþ bilge ama aðzý sýký çýnarlarýn, sakýzaðaçlarýnýn altý. Yaz kýþ sevgilerin eksik olmadýðý bir çay bahçesi.. Ve ve.. Ve Esen Yel i görüyorum. Adalarý, Anadoluyu sorgular gibi karþýsýna almýþ oturuyor. Yanýnda bir genç kýz. Gözleri mavi mavi geleceðe bakýyor. Açýk sarý saçlarýnda güzel günün altýn parýltýlarý.. Artýk doðal rengini göstermeyen örtüsüz bir tahta masa.. Masada ince belli çay bardaklarý.. Göz göze geliyoruz. Þaþýrmýyor. Gözlerinde yýllar öncesinden bildiðim o sýcak ýþýltý. Sol eliyle yanýndaki sandalyeyi geri çekiyor. Hiç konuþmadan, yadýrgamadan oturuyorum.. El sýkýþýyoruz.. Ellerinin sýcaklýðý hiç eksilmemiþ.. Adýmý söylüyor yanýndaki genç kýza..
"Demo," diyor sonra. Genç kýzýn adý..
Tanýþýyoruz..
"Yazýyor musun?"
"Yazýyorum."
"Neler?"
Cebinden dörde katlanmýþ bir kaðýt çýkarýp uzatýyor. Alýp evire çevire inceliyorum. Alt alta yazýlmýþ konu baþlýklarý.. Ya da cümleler.. Ya da saçmalar.. Ya da uçmalar..
Ýçimde bir ürperti. Esen Yel in yüzüne bakamýyorum. Gözlerimin önünden önemsiz altyazýlar geçiyor geçiyor geçiyor..
Binlerce deli fýkrasý..
Bir yýðýn deli öyküsü..
Bir yýðýn deli görüntüsü..
Kaðýda dönüyorum yeniden.. Yazýlanlarý ciddiye alarak üzerlerine basarak özümleye özümleye okuyorum.. Okudukça ürperiyorum.. Okudukça korkuyorum.. Okudukça..
"Mersedes kamyona çarptý, Ankara yamuldu. Susurluk susurladý..
Ýstanbul Kanatlarýmýn Altýnda. Kültür Bakaný kanatlarýmýn üstünde.
Çakýl taþý verilmez, Selçuk Parsadan alýnmaz.
Dahasý var dahasý, fasa fiso Susurluk ve gulu gulu dansý.
Ankara nýn mersedesi çakýl taþýnýn altýnda.
Susurluk verilmez Kýbrýs alýnmaz örtülü ödenek örtülmez.
Milenyum ne yana düþer usta, tespih ne yana düþer.
Haþema ne yana düþer usta, takiyye ne yana..
Türbana bana türbana bana mý düþer usta."
Birkaç satýr iyice karalanmýþ. Okunmuyor.. Ve son satýrlar..
"Ve araya ne görüntüler girdi ne görüntüler.
Kemal Özer þiirledi gözlerimiz görüntüleyemedi.."
Soru dolu gözlerle Esen Yel e baktým. Çok mutlu görünüyordu. Bu beni biraz sakinleþtirdi.
"Türkiye nin yakýn siyasi tarihini yazýyorum," dedi.
"Siyasi tarih mi?"
"Evet, siyasi tarih.."
"Peki, mizah?"
Yüzünü hafifçe kaldýrdý. Bir Marmara ya, adalara, bir bana, bir Demo ya baktý. Gözlerindeki aydýnlýk korkutucu deðildi. Benim de korkum daðýlýr gibi olmuþtu.
Sorumu yanýtladý:
"Türkiye nin siyasi tarihinden daha güzel mizah mý olur.."
Güneþ Sarayburnu nun üzerinden Bakýrköy e doðru sallandý. Son ýþýklarý Demo nun yüzüne yansýmýþtý. Esen Yel Demo nun yüzündeki ýþýklarý algýladý. Ayný ýþýklar onun da gözlerine yansýdý..
Gözlerimin önünden Türkiye nin yakýn siyasi tarihi hýzla geçiyordu terbiyesiz altyazýlar gibi.. Geçiyor geçiyor geçiyordu..
Marmara nýn sularý kabarýyordu. Güneþ son ýþýklarýyla bu masal denizinin dekorunu aydýnlatýyordu.. Hüzünlü bir altyazý aktý aktý aktý..
"Hüzün zaman zaman
Deli dalgalarla gelir,
Gönlümün kýyýsýna vurur..( * )"
Hüzünlü altyazý Marmara nýn masal dekorunda yitip gitti..
( * ) Prof. Dr. Selahattin Ýçli
|