|
UZUN YOL / 8
HATÇANA’NIN ÜZÜNTÜLÜ SEVÝNCÝ
1951 Yýlý Hatçana ve Küsmebe için hem üzüntülü hem sevinçli bir yýl oldu. Feridun beþ yýllýk ilkokulu bitirmiþti. Hatçana birinci sýnýfý bile bitirememiþti. Hasan Ali de birkaç yýl ancak okumuþ, ünlü Halk Okullarýndan diploma almýþtý. Ýzine geldiðinde, “Ýlkokulda beþinci sýnýf açýlacakmýþ.” haberine çok çok sevinmiþti. Feridun için çok sevinmiþti. Hatçana ile Küsmebe baþ baþa verip Bilmem kaçýncý kez yas tutmuþlardý.
Feridun okuyacaðým da okuyacaðým diye tutturmuþtu. Araya köyün ileri gelenlerini hatta öðretmeni bile koymuþlardý ama fayda etmemiþti. Onu hemen evlendireceklerdi. Bir an önce Hasan Ali’nin yerini tutmalýydý. Feridun kendisini okumaktan vazgeçirmek isteyenlere kýzýyordu. Hele öðretmene þaþýrýyordu. Okulda çok baþarýlýydý, öðretmen kendisini çok seviyordu. Ailesine ilk onun “Okusun bu çocuk, býrakýn.” Demesi gerekmez miydi? Yatýlý öðretmen okulu sýnavlarýna baþvurusunu da iþleme koymamýþtý. Küsmebe, “ Memuran kýsmýnýn galeminin ucu yýlýgýverirse aç galýrlaa aç. Gara öküze deh de, isteyene al de. Ay boynuzlu inekleemiz mi yok, gýrmýzý çubuklu baðlaamýz mý yok?..” diyordu. Bir tek komþularý Mustafa Dayý Feridun’a destek veriyordu. “…Ma Hatça!..Okusun bu garoðlan. Okucen diyenden korkma. Okutcen diyene de bakma.Masarýftan korkma. Pangaya para yatýrdým de…” diye öðüt veriyordu. Feridun’un bir þansý doðmuþtu. Dayýsý terziydi ve Akhisar’da iþ tutmuþtu. Onun yanýnda kalabilirdi. Birbirlerini de çok seviyorlardý. Hatçana yutkuna yutkuna da olsa “Eh..” demiþti. Feridun’a ortaokul yolu açýlmýþtý. Feridun çok sevinçliydi. Tarým iþlerine, hayvanlarýna karþý ilgisi azdý. Çalýþýyordu, hem de çok ve iyi çalýþýyordu ama ailesini mutlu etmek için. Ayrýlýk aklýna geldiðinde de bir “Cýzzz..” duygusu beynini kemiriyordu.
Hazýrlýklar yazdan baþladý. Hatçana nasýrlý elleriyle iki takým çamaþýr, gömlek, çorap hazýrladý.Yatak yorgan seçildi. Yiyecekler bez keselere konuldu. Bolca kuru üzüm, pekmez unutulmadý. bir þeyler satýlýp üç beþ kuruþ ayrýldý. Atmýþ üç lira toplanabildi. Hiç deðilse atmýþ beþ olsun diye çýrpýndýlar ama olamadý.
Eylül sonlarý, gitmek zamaný yaklaþmýþtý. Yoðun hasat günleriydi. Feridun alabildiðine durmadan çalýþýyordu. Sevincinden mi, yoksa üzüntüsünden mi bilinmez. Hýrsla çalýþýyor çalýþýyordu. Köy okulunda baþarýlýydý ama þehirli çocuklarýn karþýsýnda ne yapacaktý? Çok çalýþmakla acaba onlarla yarýþabilecek miydi? Ya döner gelirse köylülerin yüzüne nasýl bakardý? Beynini bir burgu delik deþik ediyordu. “Acaba?” ‘lar fýr fýr dönüyordu. Küsmebe ve Hatçana Hasan Ali’yi askere uðurladýklarý eski günlere geri dönmüþlerdi. Sevinçleri, Hatçana’nýn anasý Meremebe ( Meryem Nine)’nin kýþlarý oðlu ve torununu yanýnda olacaðýydý. Hiç deðilse yemek, çamaþýr gibi dertleri olmayacaktý.
Gitme günü gelip çattý. Eþyalar bir hayvana yüklendi. Bir yakýnlarý iki saat kadar uzaklýktaki Gördes Akhisar yoluna Küsmebe ve Feridun’u býrakýp geldi. Orada bir kamyon beklemeye baþladýlar. Çok geçmeden boþ bir kamyon çýkageldi. Þoför yollarda Ördek de (Kamyon bekleyenlere ördek denirdi.) gözetliyordu zaten. Yakýnlardan kereste yüklenecekti. Fakirin þansý olur mu? Birkaç saat sonra kerestelerin yanýna inilemedi ve geri dönüldü. Küsmebe bu yollardan yaya olarak yüzlerce kez, Feridun da birkaç kez geçmiþti. Kamyondan uygun bir yerde inilecekti. Küsmebe’nin “Ýnelim” dediði yerlere Feridun “Hayýr” diyordu. Bindikleri yere gelince indiler. Oradan köylerinin daðlarý görünüyordu. Feridun’a göre daha güvenliydi orasý. Onlarý daðlarý bile korurdu. Aslýnda kafasýndaki “Acabalar” kýpýr kýpýrdý. “Ne yapsak, geriye mi dönsek acaba?” kýpýrtýlarý. Ninesi de ayni düþüncedeydi ama daha mantýklýydý. “El alem ne der? Çýktýk yola dönülmez gayrý.” diyordu içinden. Gece yarýsýna kadar beklediler Beðel Daðlarý’nýn korumasý altýnda. Geç vakit kamyon geldi. Pamuk yüklü kasanýn üzerine yerleþtiler. Artýk acabalara yer yoktu. Feridun onlarý bir bir kovaladý. Dönüþ yollarý kapanmýþtý. Akhisar’da bir hana indiler. Han denilen yer, geniþ bir taþ döþemeli avlu ve çevresindeki odalardan oluþuyordu. Odalar az yüksekteydi. Avluda hayvanlar, odalarda insanlar kalýyordu. Az para vermek isteyenler de avluda
kalabiliyordu. Doðal olarak biz avluda kaldýk. Hayvanýmýz yoktu yanýmýzda ama, biz hayvanlarý da kendimiz kadar deðerli sayarýz. Küsmebe ile Feridun birbirlerine sokulup büzüþerek sabahý yaptýlar. Sabah ilk iþleri o çevrede bulunan Feridun’un dayýsý Terzi Bayram’ý bulmak oldu. Bir at arabasýyla Küplüce denilen yerdeki evlerine gidip yerleþtiler.
Yeni evleri bir gecekonduydu. Ýki odasý, küçük bir mutfaðý vardý . Odanýn biri tam yapýlmamýþtý.Tabaný toprak daha doðrusu kumdu. Basýldýkça kuma batýlýyordu. Bir ara iþyeri olarak kullanýldý. Yapýlmýþ oda; yatma, çalýþma. oturma, konuk aðýrlama yeri olarak kullanýlýyordu. Yemekler mutfakta yerde oturularak yenilirdi. Suyu dýþardan taþýnýrdý. Elektrik yoktu. Köyde genellikle kandil kullanýlýrdý. Burada lamba kullanmak lükstü. Bitiþikte ev sahiplerinin iki katlý evleri vardý. Çok iyi, konuksever insanlardý. Meremebe(Meryem Nine)’yi çok sýk çaðýrýrlardý. Feridun da odada çok rahat çalýþýrdý. Sýk sýk okul arkadaþlarý da gelebilirdi. Küsmebeler ufak tefek satacaklarýný Gördes’e götürürlerdi. Artýk Akhisar’a gitmeye baþladýlar. Feridun’u, Meremebe’yi ve Bayram Usta’yý da görürler, varsa istediklerini de getirirlerdi. Feridun Akhisar’a çabuk ve kolay alýþtý. Okulla ilgili kuþkularý kuþkusuz sürüyordu.
Feridun artýk Akhisarlý ve orta okul öðrencisi olmuþtu. Çok sevdiði Köyü’nden, ailesinden, arkadaþlarýndan, karýþ karýþ tanýdýðý baðlarýndan, tarlalarýndan, daðýndan taþýndan, iyi arkadaþ ve dost, daha ötesi akraba olduðu tüm bitkilerden, aðaçlardan, börtü böceklerden ayrýlmýþtý. Onlarý çok özleyecek, asla unutmayacaktý.
Feridun Köyü’nden ayrýlýp Akhisar’a geldikleri gün Köyü’ne doðru yönelip;“Hoþça kal güzel Köy’üm, merhaba Akhisar, merhaba gurbet !..”diyerek Küsmebe’ye sarýlmýþ, hýçkýra hýçkýra aðlamýþlardý. Feridun’un gözleri yaþlýdýr ama böylesi ilk ve sondur.
Feridun BAYRAM
|