|
UZUN YOL / 9
…VE ORTAOKUL
Feridun ortaokullu olmak üzereydi. Birkaç gün oturduklarý mahalleyi, orta okulun yolunu, dayýsýnýn terzi dükkanýnýn yerini öðrendi. Ali Þefik Ortaokulu’na kayýt yaptýrdýlar. Ýlkokul gününü heyecanla bekliyordu Feridun. Köyden annesinin kara koyun yününden eðirip dokuduðu ve dayýsýnýn diktiði elbiselerle gelmiþti. Kayýt için gittiklerinde tüm gözler üzerindeydi. O gün tüm Akhisarlýlar ona bakýyordu. Uzaydan gelmiþ gibi. Devamýný Feridun’dan dinleyelim:
“O gün iyice korkmuþtum. Bana benzeyen kimsecikler yoktu. Kayýt için gelenler güzel giyimli, yakýþýklý saçlarý biraz uzunca, taralýydý. Benim baþýmda kasket vardý, saçlarým kýsacýktý. Hademeler bile benden gençti sanki. Elbiselerim yetiþmemiþti. Zorunlu olarak kayýt için böyle gitmiþtim. Kitaplarýn bir çoðunu da alamamýþtýk. Elbiselerim bir gün önce bitebildi. Giyip bir þehirli gibi dolaþýp geleyim istedim. Yakýnýmýzdaki ilkokulun açýlýþ törenlerini izledim. Dönüp gitmek üzereyken ceketim okulun çevre duvarý üzerindeki sivri demire takýlýp yýrtýldý. Sýrtý boydan boya ikiye ayrýldý. Þaþkýnlýkla bir oraya bir buraya koþtum. O an biri “Vazgeç…” deyiverse hemen dönerdim. Dayýma ne söyleyecektim? Alý al, moru mor dükkana koþtum. Dayým kýpkýrmýzý olmuþtu. ‘Ne yaptýn Feridun!..’ diyebildi. Sonra güldü. ‘Üzülme her þeyin çaresi bulunur.’ dedi. Nasýl sevindiðimi anlatamam. O gece hiç uyumadýk. Dayým kumaþtan çýkardýðý ipliklerle yýrtýlan yeri onardý. Yýrtýldýðý belli bile deðildi. Roman okumayý çok severdi. Dikiþ yaparken ben okurdum, o dinlerdi. O gece sabaha kadar roman okudum. Büyük bir istekle ve sevinçle özenerek okumaktan öte tiyatro oyuncusu gibi oynadým. Sonraki yýllarda o günü neþeyle anlatýr,
Gülerdik. Tiyatro oyunculuðumu da zaman zaman büyük zevkle tekrarlardým. Köyden getirdiðim para, atmýþ beþ lira , bitivermiþti. Gene köyden getirdiðim ayakkabýyý, çamaþýrlarý ve gömleði giyecektim. Gömleði annem elde dikmiþti. Üstte üç düðmesi vardý, alt tarafý tiþört gibi bitiþikti. Üç düðmenin altýndaki aralýktan bedenim görünüyordu. Yakalarý da kravat takmaya uygun deðildi. Kusurlu yerleri gizlemek için büyük gayret sarf ederdim. Bir hafta kadar sonra dayýmýn aldýðý hediye gömlekle o sorunu da aþtýk.
Okul açýldýktan bir gün sonra okula gidebildim. Dersler hemen baþlamadý. Gelen öðretmenler; okulu, kendilerini, neleri nasýl yapacaðýmýzý anlatýyorlardý. Olursa sorularý yanýtlýyorlardý. Öðrencilere de bir þeyler sorduklarý oluyordu. Ben aðzýmý bile açmýyordum. Her yeri, herkesi gözlüyordum. Sorularý da kýsa yanýtlarla geçiþtiriyordum. Sýnýfýmýzda otuz kadar öðrenciydik sanýyorum. Benden baþka bir iki köylü vardý. Ön taraflarda oturan sekiz on kýz öðrenci vardý. Hepsi akça pakça çok güzeldi. Erkek öðrenciler de güzel giyimli, pýrýl pýrýldý. O hafta içinde beni çok etkileyen birkaç olay oldu. Bayan resim öðretmeni Evser Haným ilk dersinde hepimize çaký ile kurþun kalemlerimizi açtýrdý. Bir bir inceledi ve beni sýnýf baþkaný seçti. Benim avantajým vardý kuþkusuz. Bir köy çocuðunun en yakýn arkadaþý çakýsýdýr. Üstelik ben çaký meralýsýydým. Oyuncak yapma, sepet örme gibi becerilerim vardý, para bile kazanýrdým. Dersler de baþladý, öðrenci öðretmen iliþkileri arttý. Hiç unutmadýðým, unutamayacaðým Pakize Yelen bir dersinde þiir yazanlarý sordu. Köyümde daðda bayýrda gözlediklerimi, otlarla aðaçlarla börtü böceklerle kurduðum dostluklarý þiirlerle anlatmaya çalýþýrdým. Kocaman bir defteri dolduran þiirlerimi bir bir inceledi, öðütler verdi ve beni özendirdi. Derslerdeki durumlarýmýz da belli olmaya baþlamýþtý. Benim matematik ve Türkçe derslerim çok iyi gidiyordu. Öðretmenlerle iliþkilerim de güzeldi. Gömleðimin yakasý, pantalonumun ütü tutmamasý dikkat çekmiyordu artýk. Özellikle matematik dersi olmak üzere
Ders çalýþmak için sýk sýk evimize arkadaþlarým geliyordu. Beni de evlerine çaðýrýyorlardý. Türkçe öðretmenimin ilgisi artarak sürdü. Arada beni yemeðe çaðýrýyordu. Özellikle konuklarýnýn olduðu günlerde. Beni bir öðrenci gibi deðil, konuklardan biri gibi karþýlýyordu. “ Köyden þehre inen” birine eðitim vermeye çalýþtýðýný çok sonralarý sezecektim. Türkçe’ye deðiþik biçimde çalýþýrdým. Parçasýný okuyacaðýmýz yazarýn birkaç kitabýný okuyarak derse gelirdim. Okul kitaplýðýnýn da çok iyi bir okuyucusu olmuþtum. Sýk sýk kompozisyon yazardýk. Pakize Yelen Haným yazdýklarýmýzý titizlikle inceler, düþüncelerini de kaðýdýn kenarýna yazardý. Bir kaðýdýma “Çok iyi bir yazar olabilirsin.” diye yazmýþtý. Bir köy çocuðunun sevincini anlatamam. Oysa benim baþka bir aþkým vardý: Matematik. Onun peþine takýlýp gittim. Matematik alanýný seçtiðimde Pakize Haným çok þaþýrmýþtý, hatta bana biraz da gücenmiþti. Oysa ben matematiði bir öykü gibi, þiir gibi algýlýyordum. Okuma alýþkanlýðým da sürmüþtü. Orta okula baþlamadan önce de köyde, “ Kerem ile Aslý, Aþýk Garip, Karacaoðlan …” gibi halk kitaplarýný sýradan geçirmiþtim. Matematik öðretmeni ve yönetici olarak çalýþtýðým okullarda, öðrencilerimin okuma yazma alýþkanlýðý kazanmalarý için çok çaba harcadým, dergiler çýkardým. Bu uðraþýmý bir emekli olarak sürdürüyorum. Galiba farkýnda olmadan Pakize Haným’a olan ödenemez borçlarýmýn birazýný olsun karþýlamak istiyorum. Gene bu günlerde okul müdürü çaðýrdý. Korkarak heyecanla gittim. Kitaplýktaki kitaplarýn sayýmý yapýlacakmýþ. Sanýyorum ayrýlacaktý. Daha üst bir göreve atanmýþtý. Benden yardým istedi. Üç beþ gün birlikte çalýþtýk. Ben adýný, yazarýný ya da çevirenini, hangi dilden çevrildiðini söylüyorum, o da listeye yazýyordu. Arada çay da içiyorduk, söyleþiyorduk Hiç de “ Bu nasýl gömlek, hani pantalonunun ütüsü?..” demedi. Arka arkaya geliþen bu olaylar, bana bir güven duygusu kazandýrdý. Artýk bir soruyu yanýtlarken fazla pýsýrýk deðildim. Arkadaþlarým çoðalmýþtý. Kýz arkadaþlarýmýzla da içten söyleþilerimiz oluyordu. Geldiðimde baþka bir dünyadaydým. Bu ortamýn yabancýsýydým. Denizlerdeki ürkek balýklar gibi. Ali Þefik Ortaokulu’nun birkaç öðretmeni denizden alýp karada yaþamayý öðrettiler. Onlarý kurtarýcýlarým olarak her yerde anlatýyorum. Güzel iliþkilerimiz uzun yýllar sürdü. Pakize Haným’la Ýzmir’de ayrý okullarda öðretmenlik yaptýk, birer emekli olarak da iliþkilerimiz sürdü. Bir konuyu da belirtmeden geçemiyeceðim: Ben de çeþitli yerlerde kýrk yýldan fazla öðretmenlik yaptým. Ali Þefik Ortaokulu’nun öðretmenlerini hep kýskandým. Onlar gerçek birer eðitimciydi, çok deðerli öðretmenlerdi.
Akhisar’a ve ortaokula iyice alýþmýþtým. Korkularým gitmiþti. Okulu özlüyordum. Birkaç kitabý alamamýþ ya da bulamamýþtýk. Bir gün Tarih Öðretmeni Mehmet Aydýn çaðýrdý. Bir odaya geçtik. Dolaptan epeyce kitap çýkardý. “Bunlar dolapta duruyor.
Ýþine yarayan varsa al.” Dedi. Baktým, benim aradýðým kitaplarýn hepsi var. Teþekkür ettim. Sanýyorum öðretmenler aralarýnda konuþuyorlar. Öðrencilere de yardým için çalýþýyorlar. “Dolapta duruyor.” dese de hepsi yeni kitaplardý. Çok sevineceðim bir yardým da Matematik Öðretmeni Nuri Akten’den geldi. Akhisar’ýn ünlü tütün tüccarlarýnda birinin oðlu da birinci sýnýfa baþlamýþ. Matematik dersinden yardýma ihtiyacý varmýþ. Haftada üç gün ders çalýþtýrmamý istedi. Benim için çok sayýlacak bir ücret de alacaktým. Arkasý da geldi. O öðrencinin aðabeyi de zamanýnda baþarýlý olamamýþ, sýnavlara girecekti. Birinci sýnýf konularýný onunla da çalýþacaktýk. Bu çalýþmalar bana paradan çok daha deðerli kazanýmlar getirdi. O yýllarda üç dönem oluyordu. Çok baþarýlý ve mutlu bir dönem geçirdim. Yýl 1951’di. Tam 58 yýl sonra, o yýllardaki bir arkadaþým Ýzmir’de gönüllü çalýþmalar yaptýðým Gördesliler derneðine uðramýþ. Bir rastlantý sonucu orada olabileceðimi düþünmüþ. Beni “Ali Þefik Ortaokulundaki ilginç sýnýf baþkaný.” diye anlatmýþ. Yani kalem açmakla elde edilen sýnýf baþkanlýðýný unutmamýþ.
Yoksul ama mutlu geçen o yýllarý unutamýyorum. Pakize Yelen, Nuri Atken, Hasan Yaþar, Celal ve Evser Tutant, Mehmet Aydýn, öðretmenlerimi, diðer öðretmenlerimizi unutamýyorum, unutamam. Kardeþten ileri arkadaþlarýmý da…”
Feridun’un yeni yaþamý böyle. Küsmebe ve Hatçana köydeki yoðun çalýþmalarýný aksatmadan sürdürüyorlardý. Feridun’un onlardan ayrýlýp bilinmezlerin peþinden sürüklenip gideceðini düþünmüyorlardý. Bir gün dönüp geleceðini, onun için gelir gelmez baþýna geçebileceði bir düzeni hazýr tutmak gibi bir düþünceleri hep oldu. Gidip geldikçe baþarý haberlerine seviniyorlar, bunu olaðan bir durum diye görüyorlardý. “Dersler nasýl?” gibi bir soru akýllarýna bile gelmiyordu. Terzi Bayram yeðeni Feridun’u yakýndan izliyordu. Onu bir çocuk gibi deðil, sanki üniversite bitiriyormuþ gibi önemsiyordu. Kendi sorunlarýný bile onunla paylaþýyor, tartýþýyordu. Feridun da onu
hep örnek alýnacak bir kiþi olarak deðerlendirdi, yaþamýnýn olaylarýný önce onunla paylaþtý.
Feridun Bayram
|