|
ÝKÝ, ÝKÝZ ; ÇÝFT, ÇÝFTE
Türkçe, güçlü ve zengin bir dildir. Zenginliðinin yanýnda güzeldir de. Bir sözcük, birçok kavramýn anlam öncüsüdür. Ýki, bir sayýnýn adýdýr. Ýkili ,ikilik,ikircikli,ikici, ikil, ikilem, ikinci, ikincil, ikiz… kaynaðý iki olan sözcüklerdir. Hemen her sözcüðün böylesi akrabalarý vardýr. Sözcükler ve akrabalarýndan çok sayýda adlar da üretilir. Bir atlasa bakarsanýz; Ýkitelli, Ýkizkuyu, Ýkizce,…Ýkizci…gibi belki yüzlerce yer adý bulunabilir.”Çift” sözcüðü de öyle. Çiftçi, çifte, çiftlik, gibi… Kavramlarda ve kurumlarda da benzer çoðalmalarla karþýlaþýlýr. Bu sözcüklerden en çok “Çifte” yi seviyorum. Yöneticilerimizin çoðuna “Pek” olanýndan acilen gerekli de…
Ülkemizdeki kavram ve kurum üremeleri gittikçe zararlý sonuçlara doðru yol almaktadýr. Özellikle toplumsal örgütlenmelerde öylesi çoðalmalar görülüyor ki, toplumu bölük pörçük eden kara düþüncelerden ya da karýþtýrýcý düþman örgütlenmelerinden kuþku duyuyor insan. Örgütlenmeler 1960’larda baþladý. Öðretmenler Derneði kuruldu, peþinden Milliyetçi’si geldi. Sonra sendika dönemleri baþladý. Önce Türkiþ. Onu yeterince solcu bulmayanlar Disk’i kurdu. Eee! Hani dini bütünlerin(!) sendikasý..? Gelsin Hakiþ. Memurlar sendikasýz olur mu? Bask, Kesk, Memur Sen, Birleþik Kamu Ýþ, Türkiye Kamu Sen, Anadolu Kamu Sen. Öðretmenler durur mu? Eðitim Sen, Türk Eðitim Sen, Eðitim Bir Sen… Þuurlusu, Aktifi gýrla…Hangisi dinci, hangisi milliyetçi, hangisi solcu? Üyelerinin bile bildiðini sanmýyorum. Eh… Bunlar demokratik kitle örgütleridir. Her gurubu temsil etsinler.Üstelik, gerçekler; zýt düþüncelerin çarpýþmasýndan doðar. Bak,bak,bak…
Bir dernekte, çarpýþarak gerçeklerin arandýðý toplantýnýn öyküsünü okumuþtum. Dernekleþmelerin ilk yýllarýnda. Galiba Uþak’taydý. Kavga dövüþ arasýnda, toplantýda bulunan deneyimli Milli Eðitim Müdürü söz alýyor. Bir olayý anlatýyor:
“Genç bir bayan öðretmenimiz aðýr hastaydý. Doktorlar umutsuzdu. Kendisi de durumun farkýndaydý. Ziyaretine gittik. Bir ricasý olduðunu söyledi.’Niþanlýyým. Yaz tatilinde düðün yapacaktýk. O günleri göremeyeceðimin farkýndayým. Cenazemde bando çalýnmasýný rica ediyorum.’ Donduk kaldýk. Çok geçmedi, arkadaþýmýzý kaybettik. Valiye çýkýp, olayý anlattým. Bando takýmýný görevlendirmek için yardým istedim. Valinin cevabý tokmak gibiydi. ’Kimin cenazesinde bando çalýnacaðý yönetmelikle belirlenmiþtir. Öðretmen cenazesinde bando çalýnamaz.’ Milli Eðitim Müdürü sesini yükseltir: ‘Siz cenazesinde bando bile çalýnamayacak bir mesleðin mensuplarýsýnýz. Burada neleri paylaþamýyorsunuz, neyin kavgasýný yapýyorsunuz?’ Salon sus pus olur. Kolayca anlaþýrlar, kavga gürültü biter.
Ülkemizin durumu, bayan öðretmenin durumundan daha kötü. Bölücüsü bir yandan, Talibaný bir yandan, tarikatçýsý bir yandan ülkemizi bölüp parçalamak için can atýyorlar. Ýþsizler tümen tümen. En yetkili kiþiler çözümü üç beþ çocuk yapmakta arýyor. Memuru, iþçisi, emeklisi aç. Dernekleri, sendikalarý geçtik; Mahkemeler, yargýç savcý örgütleri, senden benden. En tehlikelisi, daha doðru olarak polisi ordusu da þundan bundan. Benim ordum, senin ordun.
Bize biri gerek. Yumruðunu masaya vuracak biri. Atatürk gerek. Balmumu heykeli de yeter. “Kendinize gelin beyler!.. Aklýnýzý baþýnýza toplayýn.”
Hasan ALÝOÐLU
|