|
ARDIÇ DEDE
Çocukluðumun geçtiði yerleri yeniden görmek istedim. Yýllar önce koþup oynadýðým, kuþlarla, bitkilerle, aðaçlarla gece gündüz birlikte olduðum yerlerde çocuklaþmak istedim. Bir çocukluk arkadaþýmý da yanýma alarak yokuþlara doðru yürüdük. Yýllar içinde birkaç kez buralara týrmanmýþtým. Yaþlar ilerledikçe zor oluyormuþ. Sýk sýk dinlenerek, her noktasýný gözümden kaçýrmamak için çevreyi süzerek birkaç kilometre yürüdük. Ayak izlerimin üzerine yeniden basmamýn sevinciyle, güzelliðiyle coþarak, çocuklaþarak, zýplamaya çalýþtým. Yorgun ve aksak bacaklarýmla yapamadýklarýmý beynime yaptýrarak, oradan oraya koþtum, bodur aðaçlarýmýn üzerine atladým. Yüksek çam aðaçlarýna týrmandým. Sonbahar gelmiþti, kuþ yavrularý uçmuþtu ama beynim onlarý geri getirmeyi becerdi. Ardýç kümeleri arasýndaki kuþ yavrularýný, ikiþerli, dörderli kuþ yumurtalarý, aðýzlarý açýk analarýný bekleyen yavrularý görüp okþayabildim.
Görmek istediklerimi görebildim mi? Üzülerek belirteyim ki hayýr. Bir ara gözlerim yaþlý geri dönmek bile istedim. Çocukluðumda komþu köylerin çocuklarýyla yarýþtýðýmýz çimenlik küçülmüþ, yok olmak üzereydi. O geniþ, güzelliklerle dolu, çim halýyla kaplý meydanýn karnýna sevimsiz iþ makineleri korkunç diþlerini daldýrmýþ, oyuk oyuk oymuþlardý. Doðanýn gücü oralarý oymaya yetmemiþti. Yol kenarlarýndaki asýrlýk aðaçlar da teknolojiye yenilmiþ, köklenmiþlerdi. Koca Zerdali nin köklerinden bir parça bile bulamadýk. Ormanlar seyrelmiþ, seyreldikçe eski sevimliliðini yitirmiþti. Yaylaya çýkanlarýn naylonlarla yaptýklarý kulübe kalýntýlarý teknolojinin çirkin kalýntýlarý olarak sýrýtýyordu.
Dönmek üzereyken biraz uzakta bir tanýdýk yüz gülümsedi. Kýrçýllaþmýþ kýsa sakallarýyla ve saçlarýyla öne eðilmiþ kafasýyla yaþlýca bir dede. Onu yakýndan uzaktan görmemiþ, elini sýkmamýþtým. Gazetelerden fotoðraflarý belleðime yerleþmiþti. Ona erozyon dede diyorlardý. Biraz ötemdeki oydu. Onu yakýndan tanýmak istedim. Yaklaþtýkça anladým, kesin oydu. Gelip taþlarý arasýna çakýlmýþ, belki yüz yaþýný da geçmiþ bir ardýç aðacý olarak karþýmdaydý. “Erozyon” sözcüðünü zaten sevmiyordum. Adýný deðiþtirdim. Benim için o artýk “Ardýç Dede” adýný almýþtý. O becerikli beynimin hayallerle düþlerle uðraþan bölümü gazetelerdeki, bilgisayardaki, dergilerdeki “Erozyon Dede” adýný “Ardýç Dede” olarak deðiþtirdi. Bozkýrlardaki bazý “düþ düþkünleri” de belki “Meþe Dede, Selvi Dede, Çam Dede…” gibi düzeltmelere yapmýþtý. Ben Ardýç Dede yi sevdim.
Beni gülümseyerek karþýladý. “Üzülme!” dedi. “Karamsar olma Böyle gözyaþý dökeceðine topraða bir palamut göm. Bir fidan dik. Bir söðüt dalý koparýp topraða sapla. Ardýç kuþu ol tohum taþý, karga ol ceviz göm!” Gözyaþlarýmý sildim. Arkadaþlarýmla bakýþtýk, sessizce dönüþ yoluna girdik. Ardýç Dede nin uyarýlarý beynimde fýr fýr dönüyordu.
Iþýk ÞENLÝK
|