Aklýna artýk ne gibi bir yayýncýlýk atýlýmý geldiyse- Landlord bir gün bana, dizi film izleyip izlemediðimi sordu.. Benimki, her hafta dört gözle dizi film yolu bekleyen, ‘klasik anlamda’ dizi film takipçiliðine pek benzemiyordu ama bi þekilde ilgilendiðim diziler de mevcuttu elbet..

“Evet izliyorum,” dedim.. O da, “Ne duruyorsun öyleyse?” dedi..

 

 Numan Serteli

Sýra yeniden bana geçmiþti: “Ne yapayým, helva mý yapayým?” þeklindeki ‘türküsel esprili’ karþý soruma yanýtý, gayet melodik oldu: “Yazý yazsanaa, yazzý yazsanaaa”..

Benim yerli ya da yabancý televizyon dizilerine olan ilgim -bugünlerde ve uzunca bir zamandýr- televizyon açýk olduðu ve de zapping yaptýðým sürece karþýma çýkan bazýlarýný, ‘özellikle’ takip etmekten ibarettir..

Böyle dedim diye beni sakýn, “Hayatta dizi seyretmem.. Hele yerli dizi.. Oh my god! Yanýmdan bile geçemez” tipleriyle de karýþtýrmayýn!

Yeter ki zevkime uygun, kafama yatkýn olsun.. Hiç kaçýrmam.. Týpký eski günlerde olduðu gibi..

Bir Bizimkiler vardý ki resmen hastasýydým.. On yýlý aþkýn süren dizinin hiç bir bölümünü kaçýrmadýðým gibi, bittikten sonra da yýllarca tekrar tekrar gösterildiðinde, yeniden seyrettim hep.. Yine oynasýn ayný zevki alarak, yine izlerim.. Valla çok ciddiyim..

Beni bu diziye baðlayan þeyin ne olduðunu çok düþündüm, lakin bulamadým.. Hadi büyüleyici demeyeyim ama gizemli bi tarafý da olan bir alýþkanlýk, daha doðrusu tiryakilik gibiydi..

Hiç býkmadan, sayýsýz kere tekrarlanmýþ, dizinin ‘klasik’ sahnelerinden her birinin de ayrýca müptelasýydým.. Hele, Kapýcý Cafer (Ercan Yazgan) ile apartman yöneticisi Sabri Bey (Mehmet Akan) arasýnda vuku bulan -ezeli ve ebedi- tartýþmanýn en civcivli anýnda kolunun altýndaki horozuyla çýka gelen Katil Yavuz (Aykut Oray)’un araya girerek, yöneticiye: “Vatandaþa cart curt yok!” biçiminde çýkýþmasý yok muydu?. Bana nasýl ama nasýl iyi gelirdi, bi bilseniz?

Ben mi deðiþtim yoksa devran mý? Bilmiyorum lakin, ahir zaman dizilerinden o eski tadý alamýyorum gayrý.. Yerlilerden þu sýralar, Geniþ Aile‘nin ‘manyak’ esprileri var bir, gönlümü çelen.. Bir de Aþk-ý Memnu‘nun ‘akýllara ziyan’ aþk-ý umumi halleri..

Geniþ Aile’ye bakýp, geniþ geniþ gülüp duruyorum da benim asýl problemim diðeriyle..

Her bölümde biraz daha dallanýp budaklanan boynuzlarýndan, etrafýnda olan biteni iyice seçemez hale gelmiþ Ednan Bey yüzünden uzadýkça uzayan, bitemeyesice bir dizi haline gelen þu Aþk-ý Memnu’dan bir türlü kendimi kurtaramýyorum dostlar.. Help yani!

Genel anlamda bu tespit sinema için de söylenebilir belki ama- her haliyle ‘resmen’ röntgenciliðin yasal hali gibi olan bu dizinin çekiciliðinden çektiðim yeter yahu!

- Bihter, bugün ilkyardým kursunda suni teneffüsü öðrettiler. Dur, göstereyim sana!

Bakmayayým diyorum ama, yine her perþembe o kanalda mola vermekten kendimi alamýyorum.. Zaplayýp geçemiyorum.. Saçmaladýklarýnýn farkýndayým, resmen rahatsýz da oluyorum.. Televizyona sýrtýmý dönüyor, bilgisayarla meþgul oluyorum.. Ancak kulaðým yine de dizide olup bitenlerde..

Manyak da bir müziði var.. Hani o alengirli faaliyetler baþladýðýnda falan devreye giren bi çeþit gerilim müziði.. Hadi bakalým! Onu duymaya baþladýðýnda arkana dönerek ekrana göz atma da göreyim seni..

Aþk-ý Memnu ve Zifaf Odasý

Aþk-ý Memnu, Halid Ziya Uþaklýgil (1867 – 1945)’in, adý ‘Yasak Aþk’ anlamýna gelen bir romaný olup; ben, onun ilk defa tefrika edildiði, yirminci yüzyýlýn ilk yarýsýna yetiþemedim belki ama, TRT dizisi olarak uyarlandýðý yetmiþli yýllarda, çiçeði henüz burnunda duran seyircilerinden birisi idim..

Gönül çelen, baþtan çýkarýcý bir Bihter olarak Müjde Ar‘ý efsane düzeyine yükselten bu dizi, romana oldukça sadýk kalýnarak, Halit Refið yönetiminde baþlanmýþ -inanýlýr gibi deðil ama- altý bölümde de bitirilivermiþtir..

Þimdiki versiyonda yapýlamayýp da seyircinin baþýný aðrýtmaya devam eden þey -bildiðiniz gibi- iþte budur.. Yani, ‘altýn yumurtlayan tavuk’ misali para basan diziyi bitirmeye bir türlü kýyamamaktýr..

O zaman da dizi adeta müzmin bir karýn aðrýsý gibi sürüp gitmekte, daha doðrusu sürüncemede kalarak patinaj yapmaktadýr..

Kimse de yapýmcýlara ya da senaristlere: “Lan oðlum.. Þu hikayeyi ne diye lastik gibi uzatýp duruyorsunuz.. Sandýðýnýz ya da sersemce inandýðýnýz gibi, romanýn buna uygun bir yapýsý olaymýþ eðer, koskoca Halid Ziya niçin tek bir kitapla yetineymiþ?

Rahmetli, zamanýmýzda yaþayýp sizin o çük kadar aklýnýza uyaymýþ, Aþk-ý Memnu’dan bir Harry Potter serisi yaratýrmýþ maazallah! Aþk-ý Memnu ve Bihter’in Tek Taþý, Aþk-ý Memnu ve Zifaf Odasý!.

“Her þeyi bir kenara býraksak bile, kendi ve ayný gerzeklik katsayýsýna sahip sevgili kýzý Nihal (Hazal Kaya) dýþýnda bütün cümle alemin bildiði bir gerçeði, yani, genç ve de güzel karýsý Bihter (Beren Saat)’in, yeðeni olacak yakýþýklý Behlül (Kývanç Tatlýtuð) ahlaksýzýyla ‘çatýr çatýr’ aldatmasýný, elli bölümdür fark edemeyen Adnan Ziyagil (Selçuk Yöntem)’in istikbaldeki o ‘kutlu uyanýþ’ýna endekslenmiþ bu diziyi daha ne kadar izlemeyi düþünüyorsun ey Numan efendi?!” þeklindeki devasa soru cümlesini kafanýzda kurup da -yanlýþsýz olarak- bir kerede bana söylediðinizde (Ben de taþtan mamul deðilim elbet) hafiften irkilir, bir süre yüzünüze bakakalýrým..

Týpký bu dizideki muhtelif kahramanlarýn -mümkün olabilecek en azami zamaný harcamak için- daima yaptýklarý gibi, göz kapaklarýmý yavaþça kapatýr, açar, tekrar kapatýrým; fondaki müziðe uygun olarak omzumu oynatýr, itinayla gerdan kýrarým.. Hemen akabinde, dünya sahnelerinde henüz eþi menendi görülmemiþ, yüzde yüz kendi imalatým olan çeþitli yüz mimiklerimi devreye sokar, sokar, sokar da durulurum..

Hoþ Geldin Ednansýz, Behlülsüz Hayat

- Ednan, senle konuþuyorum ama senin gözün hala maçta.

Bana yöneltilen o soruyu unutmuþ deðilim elbet (Hem farkýndaysanýz, onu da ben sormuþtum zaten)..

Flaþ Flaþ Flaþ!!

Ýþte þimdi buradan açýklýyorum: Ben Numan Serteli olarak, kendilerini gerzekçe göstererek uyanýklýk yapmalarýna þimdiye kadar kafayý takmayarak, göz yumduðum Aþk-ý Memnu dizisini bundan kelli izlememeye karar verdim.. Zira -nihayet anladým ki- bu diziyi yapanlarýn takarak, sadece kendi gözlerini örttüðünü var saydýðým gerzeklik gözlüðünü, meðer benim burnumun üzerine yerleþtirmiþler bile..

- Behlül, yine mantýna sarmýsaklý yoðurt koydurdun di mi sen!

Her zamanki gibi yine kendi kendime -oldukça samimi ve rahat bir dille, yani yayýk aðýzla- konuþarak: “Lan oðlum, artýk neyi merak ediyon!? Bihter’le Behlül’ün yemediði nane ve girmedikleri pozisyon mu kaldý? Þimdi tek merakýn, Ednan Bey salaðý bunlarý ne zaman, nasýl yakalayacak? Yakalayýnca n’apacak?. He mi?” derken, birden aydýnlanýverdim.. Öteki ben’e minnettarlýkla bakarak: “Hakkaten, haklýsýn arkadaþým yaa! Merak ettiðim þeye bak! Býrakayým þunlarý, bunlarý, ne halleri varsa kendi kendilerine görsünler.. Ben de gideyim, kendi iþime bakayým” diyerek, tarihi kararýmý aldým ve bu haftaki bölümden itibaren (Laf aramýzda, Avrupa UEFA Kupasý maçlarýný da amacýma alet ederek) izlemeyi býraktým.. Hem de dizinin en heyecanlý denilen, Adnan’ýn vaziyete uyanacaðý iddia edilen yerinde..

Evet.. Bu o kadar kolay oldu ve sonrasýnda özüme o kadar rahatlýk verdi ki.. Ayný dertten muzdarip herkese -bu hafta olmadýysa eðer, gelecek haftadan itibaren- tamamen özgün ve iþlevsel bu metodu kullanarak -kendi kendilerini- bu kýsýr döngüden kurtarmalarýný, içtenlikle tavsiye ederim..

Ohhh! Ednansýz, behlülsüz hayat, doðrusu kafam pek rahat!

- Bak, Bihter, Behlül seni dehledi yaþlanýnca, yine bana kaldýn.

- Yok, Ednan’ým  sana dönmedim. Hem ben artýk Numan Serteli’yi seviyorum.

Tersninja.com