

Kýsa bir süre önce dillendirdiðimiz, havalarýn ýsýnmasýyla vizyonun çoraklaþacaðýna dair hissiyatýmýz gerçek hayattaki karþýlýðýný bulmaya baþladý ve biz de kendimizi, görücüye çýkanlarýn son aylara göre epey azaldýðý bir haftanýn içinde bulduk sevgili okurlar… Ama olsun… Az olsun, iyi olsun! Mesela bu yýlýn çok ses getiren edebiyat uyarlamasý,Tolstoy’un son yýlýný anlatan Aþkýn Son Mevsimi salonlarda sizleri bekliyor… Geniþ hayran kitlesine sahip meþhur çizgi karakter Demir Adam da keza devam filmiyle vizyonda… Politik dram meraklýlarý için de Takiye var… Yaz iyice bastýrmadan keyfini çýkarýn der, her zamanki gibi iyi seyirler dilerim!
 |
The Last Station
Aþkýn Son Mevsimi
Yönetmen: Michael Hoffman
Senaryo: Michael Hoffman, Jay Parini (Roman)
Oyuncular: Helen Mirren, Christopher Plummer, James McAvoy, Paul Giamatti
Yapým: 2009, Almanya/Ýngiltere, 107 dk.
|
Ýstanbul Film Festivali’nde, kaçýrdýðýma en çok üzüldüðüm film olmuþtu The Last Station/ Aþkýn Son Mevsimi. Biraraya getirdiði motif ve nitelikleri düþününce, sinemayla ilgili benzer beklentilere sahip herkes için de kaçýrýlmayacak bir iþ olduðunu düþünüyorum. Nedir bunlar diye bakarsak… Bir kere edebiyatla aranýz iyiyse, dünyanýn en büyük romancýlarýndan birinin beyazperdedeki biyografik öyküsüne kayýtsýz kalamazsýnýz. Üstelik, büyük sanatçýnýn öyküsü yine bir baþka yazarýn (Jay Parini) kaleminden, bir edebi eserden sinemaya uyarlanmýþsa merakýnýz ikiye katlanýr. Bunlara bir de dönem filmlerinin görsel cazibesi, ritmi ve atmosferine olan özel ilginiz eklenirse… Hatta çok sýradýþý ve tarihi bazý gerçek karakterlerin son demleri, yine olgunluk çaðlarýný yaþamakta olan iki dev oyuncu Helen Mirren ve Christopher Plummer tarafýndan canlandýrýlýyorsa, sözünü ettiðim formül tamamlanmýþ ve Aþkýn Son Mevsimi de hedefin ucuna oturmuþ olur.

Evet, film 1910 yýlýnda 82 yaþýndayken bir tren istasyonunda yaþamýný yitiren Lev Tolstoy’un son yýlýna, yazarýn neredeyse yarým asýrlýk hayat arkadaþý Sofya ile yaþadýðý karmaþýk aþkýn son dönemlerine tanýk ediyor izleyiciyi. Yazarýn, eserlerinin haklarýný karýsýna mý yoksa Rus halkýna mý býrakmasý gerektiðinin sorgulandýðý öykü ana ekseni çevresinde; mülkiyeti tümden reddetmiþ Tolstoy (C. Plummer) ile halen aristokrat havasýný korumakta olan karýsý Sofia (H. Mirren) arasýndaki deðiþen deðerler dengesi; bu deðiþkenlerin aþkýn özüne olacak/ olamayacak etkileri ve yine bu tablonun içinde yer alan, Tolstoy’un sekreteri genç ve naif Valentin (J. McAvoy) ile sevdiði kadýn Masha’nýn taze iliþkileri kontrasýnda, aþkýn halleri/ dönüþümleri irdeleniyor.

Aþkta esas olan, ruhun asaleti midir yoksa tenin hazlarý mý? Þöhret mi galip gelir mahremiyet mi? Tolstoy gibi edebiyat tarihine mal olmuþ bir adam (ve bu anlamda benzerleri) karýsýna mý aittir yoksa tüm dünyaya mý? Milyonlar tarafýndan sözü dinlenmiþ/ anlaþýlmýþ bir adam, peki ya 48 yýllýk hayat arkadaþýna kendini ifade edemezse… Bir karý kocanýn arasýnda yaþam boyu deneyimlerle kodlarý belirlenmiþ ortak dil bir gün kifayetsiz kalýrsa… Yabancý basýnda bazý eleþtirmenler, Mirren’ýn kýskanç ve tutkulu eþ/aþýk Sofya yorumunu þiirsel olarak tanýmlamýþlar. Plummer ise, ruhun derinliðinin geçkin yaþa raðmen korunabilmesini yansýtmaktaki baþarýsýyla kendinden söz ettiriyor.

Aþk parametresine dahil olmasa da filmin lokomotif kiþisi, yazarýn eser haklarýnýn halka geçmesi için Sofya’ya karþý savaþan Tolstoy müridi Chertkov (P. Giamatti). Bence son dönem sinemasýnda böyle karmaþýk ve iddialý bir rol için düþünülebilecek en isabetli isim… Öykünün satýr aralarýnda ise; yazarýn Hristiyanlýk yorumuyla teþkilatlanmýþ bir mezhep haline gelen Tolstoyizm ve yine düþünsel aktivite sahasýna giren evrensel barýþ, özel mülkiyet hakkýnýn reddi, sosyalizm, pasifizm, kadýn özgürlüðü gibi konu ve kavramlarýn izleri var.

Resmin geneline bakýnca, kendi adýma kuþku yaratan tek partinin yönetmen Michael Hoffman olduðunu söyleyebilirim. Restoration/ Restorasyon (1995), One Fine Day/ Özel Bir Gün (1996), A Midsummer Night’s Dream/ Bir Yaz Gecesi Rüyasý (1999), The Emperor’s Club/ Ýmparatorlar Kulübü (2002) gibi filmlerinden tanýdýðýmýz Hoffman’ýn, Tolstoy’un altýndan kalkacaðýný garanti eden benzer bir deneyimi olmasa da, yine konunun yabancý basýndaki yansýmalarýna göre zevahiri kurtardýðý söylenebilir… Hatta kendisinin özellikle melodram – trajedi geçiþlerinde baþarýlý olduðu; ikisinde de ölçüyü koruduðu ve dengeyi tutturduðu söylenmiþ… Eh, üstüne bir de Tolstoy’un yaþamý ve her performansý ayrý bir sinema olayý olan oyuncular eklenince, Aþkýn Son Mevsimi’ni haftanýn yenilerinde ilk sýradan tarafýnýza sunuyoruz sevgili okurlar!
Numan Serteli’nin film deðerlendirmesi için týklayýn.
 |
Iron Man 2
Demir Adam 2
Yönetmen: Jon Favreau
Senaryo: Justin Theroux (Stan Lee, Don Heck, Larry Lieber, Jack Kirby’nin serisinden)
Oyuncular: Robert Downey Jr, Gwyneth Paltrow, Don Cheadle, Scarlett Johansson, Sam Rockwell, Mickey Rourke, Samuel L. Jackson
Yapým: 2010, ABD, 117 dk.
|
Marvel’in ünlü süper kahramanýný sinemaya taþýyan bilimkurgu macera türündeki serinin ikinci ayaðý da, ilk filmde olduðu gibi yönetmen Jon Favreau ile baþrol oyuncusu Robert Downey Jr’ý biraraya getiriyor. Milyarder mucit Tony Stark’ýn aslýnda Iron Man olduðu artýk tüm dünya tarafýndan bilinmektedir. Ancak teknolojisini orduyla paylaþmasý için hükümet, basýn ve halk tarafýndan büyük baský görmeye baþlar. Tony’nin korkusu ise bilginin yanlýþ kiþilerin eline geçmesi ve kötücül amaçlar için kullanýlmasýdýr. Sonunda Iron Man zýrhýnýn sýrrýný koruyabilmek için Pepper Potts ve James Rhodes’ý da yanýna alarak yeni bir ittifak kurar ve büyük güçlerle yüzleþmek üzere harekete geçer.

Film, kültleþmiþ çizgi roman karakterini beyazperdede canlandýrmak gibi garantili bir formülün yaný sýra, güçlü oyuncu kadrosuyla da cazibesini artýrýyor. Jon Favreau’yu ise serinin dýþýnda Made, Elf, Zathura: A Space Adventure/ Bir Uzay Macerasý gibi filmlerdeki yönetmenlik deneyimiyle ve Very Bad Things/ Hiç Hesapta Yokken, Deep Impact/ Derin Darbe, Something’s Gotta Give/ Aþkta Her Þey Mümkün, The Break-up/ Ayrýlýk, Four Christmases/ Zoraki Tatil, I Love You Man/ Adamým Benim, Couples Retreat/ Arýzalý Çiftler gibi filmlerdeki oyuncu kimliðiyle tanýyoruz.
 |
In Gottes Namen
Takiye: Allah Yolunda
Yönetmen: Ben Verbong
Senaryo: Kadir Sözen
Oyuncular: Erhan Emre, Fahriye Evcen, Rutkay Aziz, Ali Sürmeli, Mahir Günþiray
Yapým: 2010, Almanya/ Türkiye, 95 dk.
|
Politik dram türündeki film, Avrupa’daki Ýslami yatýrým þirketlerinden birine tüm parasýný kaptýran bir ailenin daðýlma öyküsünü anlatýyor. Ailenin üyelerinden olan Metin hem kendi birikimlerini bu þirkete yatýrmýþ, hem de yakýn çevresini ayný iþe girmeye ikna etmiþtir. Fakat þirket iflas eder ve yöneticileri bir anda ortadan kayboluverir. Metin, ailesinin parasýný kurtarma kaygýsýnýn ötesinde, kendisine inanan pek çok insana karþý da sorumludur artýk. Ancak bu sýr düðümünü çözmek için çýktýðý yolculuk, onu hiç beklemediði bazý gerçeklerle yüz yüze getirecektir.

Gerçek olaylardan yola çýkýlarak beyazperdeye aktarýlan Takiye: Allah Yolunda’nýn yönetmeni Ben Verbong, daha çok ülkesi Almanya’da çektiði filmler ve televizyon dizileriyle; uluslararasý sinema platformunda ise The Slurb ve A Christmoose Carol gibi iþleriyle tanýnýyor.