Sinemada bayram var! Evet, yaza yaklaþtýðýmýz þu günlerde vizyon beklenmedik biçimde hareketlendi sevgili okurlar. Bu hafta neler var neler… Her zevke filmler, büyük yönetmenler, özlenen oyuncular, klasikler… Ýngiliz sinemasýnýn ustalarýndan Ken Loach’un son çalýþmasý Hayata Çalým AtRidley Scott yorumuyla Robin Hood, dünya festivallerinden Soraya’yý TaþlamakPavel Chukhrai’a kavuþtuðumuz Vera’nýn ÞoförüUma Thurman’lý romantik komediTesadüf KocaÞavaklar’ý anlatan bir belgesel ve 32 yýl sonra yenidenSelvi Boylum Al Yazmalým… Ýþimiz zor ama keyifli, en az üç dört film izlemeli!

 

Looking for Eric/ Hayata Çalým At

Yönetmen: Ken Loach
Senaryo: Paul Laverty
Oyuncular: Steve Evets, Eric Cantona, Stephanie Bishop, Gerard Kearns
Yapým: 2009, Ýngiltere – Ýtalya – Fransa – Belçika – Ýspanya, 116 dk.

Ýngiliz sinemasýnýn ustalarýndan Ken Loach, yeni filmi Looking for Eric/ Hayata Çalým At ile yeniden aramýzda… 1990’larýn baþýndan bu yana, yani 15 yaþlarýmdan beri kendisini takip eder ve çok severim. O zaman bu zamandýr neredeyse tüm külliyatýný izlemiþimdir ve aradan hiç boþ iþ çýkmamýþtýr. Bazý yazýlarýmda deðindiðim gibi, gelecek filmlerini sabýrsýzlýkla beklediðim yönetmenlerden biridir o.

Riff-Raff/ Ayaktakýmý (1990), Raining Stones/ Yaðan Taþlar (1993), Land and Freedom/ Ülke ve Özgürlük (1995), Carla’s Song/ Carla’nýn Þarkýsý (1996), My Name is Joe/ Benim Adým Joe (1998), Bread and Roses/ Ekmek ve Güller (2000), Sweet Sixteen/ Afili Delikanlý (2002), Ae Fond Kiss/ Duygudan da Öte (2004), The Wind That Shakes the Barley/ Özgürlük Rüzgarý (2006), It’s a Free World/ Ýþte Özgür Dünya (2007) gibi pek çok iyi filmin yönetmeni Ken Loach sadece toplumsal sorunlarý, iþçinin/ emekçinin halini, sistemin çýkmazlarýný anlatmakta deðil; özellikle son dönem iþlerinde birey üzerine tuttuðu merceði büyüterek içsel analizlerde de iyice ustalaþmýþtýr. Duygudan da Öte’deki aþk ve özlemin, Özgürlük Rüzgarý’ndaki coþku ve ýzdýrabýn belleðimizde her dem canlý kalan izlerini ayný derinliðe borçluyuz kuþkusuz.

Ýþte bu yüzden yönetmenden beklentilerim her zaman yüksektir, son filmi Hayata Çalým At’ta olduðu gibi… Buna raðmen filmin beklentilerimin de ötesine geçtiðini ve Loach’un yine yýllara, hayata, profesyonel/ sanatsal yýpranmalara, kendini tekrarlara kurban olmadan, yepyeni tatlar sunan bir iþ çýkardýðýný peþinen söyleyebilirim. Þüphesiz bu baþarýda, 90’larýn ikinci yarýsýndan beri neredeyse tüm filmlerinde beraber çalýþtýðý senarist Paul Laverty’nin de katkýsý büyük.

Hayata Çalým At yine iþçi sýnýfýndan, kaybetmiþ- hayatta baþarýsýz olmuþ- ezilmiþ- mutsuz- güvensiz bir profilin, postacý Eric’in öyküsüne götürüyor bu kez bizi. Yegane mutluluk anlarýný büyük aþký Lily ile dans pistinde geçirdiði gençlik günlerinde býrakan Eric, hayattaki korkularý ve güvensizlikleri yüzünden hem sevdiði kadýný kaybetmiþ hem kendine bir kariyer edinememiþtir. 50’li yaþlarýna girdiði þu dönemde, ikinci karýsýndan olan üvey oðullarýyla paylaþtýðý evde düzensiz bir yaþam sürmekte ve çocuklarýn bulaþtýðý sokak çetelerinin tehditleriyle uðraþmaktadýr. Ve tabii Lily’e olan aþký ve onunla ilgili piþmanlýklarý hiç bitmemiþtir…

Bu iç karartýcý tablonun içinde, Eric ve postacý arkadaþlarý bazý kiþisel geliþim kitaplarý üzerinden yaptýklarý grup çalýþmalarýyla hem kiþisel özlemlerini/ hayallerini paylaþýr hem de hayatlarýný iyileþtirmenin yollarýný ararlar. Ýþte o günlerden birinde, kitaptan gerekli talimat gelir: Gýpta ettiðiniz, sizin için karizmayý ve güveni ifade eden birini düþünün! Öyle hissetmeye, hayata onun gözlerinden bakmaya çalýþýn!

Ýþte bu noktada, güçsüz ve çelimsiz Eric’in hayattaki tek idolü, güç timsali Eric Cantona girer görüntüye… Ve bizim Eric, büyük Cantona’yla yaþadýðý yarý fantastik diyaloglar (bu kez bir parça Woody Allen havasý hissettiðimi de söylemeliyim) vasýtasýyla, kendi hayatýna onun gözleriyle bakmaya çalýþýr. Cantona’dan, güçlü olmayý/ içindeki gücü ortaya çýkarmayý öðrenir. Hayatýný düzeltmek ve aþkýný geri kazanmak için; modernize edilmiþ bir filozof/ ulu bilge/ karete hocasý edasýndaki Cantona’nýn tavsiyelerine odaklanýr: Baþkalarýný þaþýrtmak için önce kendine sürpriz yapmalýsýn… Tehlikeden korkan asla denize açýlamaz vb gibi…

Kendisini hayatta zayýf ve deðersiz hisseden, önemsenmeye ölesiye ihtiyaç duyan bir profilin karþýsýna; çýktýðý maçlarda yüzbinler tarafýndan alkýþlanan, irade ve fiziksel güçle kazanýlmýþ üstünlüðün simgesi Eric Cantona’yý kontras karakter olarak koymakla denklemi en baþtan saðlam temellere oturtmuþ Ken Loach – Paul Laverty ikilisi. Üstüne zekice diyaloglar, baþarýlý kast seçimi, bizim Eric’in muazzam oyunculuðu ve nitelikli mizah da eklenince seyrine doyum olmaz bir film çýkmýþ ortaya. Sistemin acýmasýzlýklarý ve kendi baþarýsýzlýklarýmýz sonucu oluþan güçsüzlük ve güvensizliklerimiz, hayatta yapabildiklerimiz ve yapamadýklarýmýz, korkularýmýz/ özlemlerimiz/ hayallerimiz ve kendimize ördüðümüz duvarlar hakkýnda bir deneme metni adeta… Sinemanýn azizliðiyle kutsanmýþ final sahnesiyle de uzun süre akýllardan kalacak. Kesinlikle kaçýrmayýn!

Robin Hood

Yönetmen: Ridley Scott
Senaryo: Brian Helgeland (Öykü: Brian Helgeland, Ethan Reiff, Cyrus Voris)
Oyuncular: Russell Crowe, Cate Blanchett, William Hurt, Matthew Macfadyen
Yapým: 2010, ABD – Ýngiltere, 140 dk.

Ýngiliz halk öykülerinin efsanevi karakteri, edebiyatta ve görsel sanatlarda bugüne dek pek çok esere konu olmuþ Robin Hood, 21. yüzyýlda yeniden beyazperdede… Robin, Nottingham halkýnýn maruz kaldýðý aðýr vergiler karþýsýnda huzursuzluk ve öfke duymaktadýr. Ancak burada Lady Marion adlý dul bir kadýna aþýk olur. Lady’nin ise ormanlardan gelen bu adamýn kimliðiyle ilgili bazý kuþkularý vardýr. Sevdiði kadýnýn kalbini kazanmak ve kasabayý kurtarmak isteyen Robin, kendi yaþam tarzýna ve ideallerine uygun insanlardan oluþan bir çete kurar ve kasabadaki adaletsizliði yok etmek için yeni bir mücadeleye baþlar.

Ýlk kez 1938’de Michael Curtiz’in sinemaya aktardýðý filmde Errol Flynn ve 1991 yýlýnda Kevin Reynolds’ýn çektiði filmde Kevin Costner tarafýndan canlandýrýlan Robin hood’u bu kez Russel Crowe’un oyunculuðuyla izlemek benim için büyük zevk olacak… Tabii; Alien/ Yaratýk, Blade Runner/ Býçak Sýrtý, Thelma & Louise, Gladiator/ Gladyatör, Hannibal, Black Hawk Down/ Kara Þahin Düþtü, Kingdom of Heaven/ Cennetin Krallýðý, A Good Year/ Ýyi Bir Yýl, American Gangster/ Amerikan Gangsteri, Body of Lies/ Yalanlar Üstüne gibi pek çok baþarýlý filmin yönetmeni, yaþayan en üretken sinemacýlardan Ridley Scott imzasý da iþin cazibesini iyice artýrýyor.

The Stoning of Soraya M./ Soraya’yý Taþlamak

Yönetmen: Cyrus Nowrasteh
Senaryo: Betsy Giffen Nowrasteh, Cyrus Nowrasteh (Freidoune Sahebjam’ýn kitabýndan)
Oyuncular: James Caviezel, Shohreh Aghdashloo, Mozhan Marno, Navid Negahban
Yapým: 2008, ABD, 114 dk.

Soraya’yý Taþlamak, bir savaþ muhabirinin gözlerinden ve yaþanmýþ olaylara dayanarak, recm cezasýnýn trajedisini irdeliyor. Filme konu olan kitabýn yazarý, gazeteci Sahebjam’ýn arabasý bozulur ve küçük bir köyde yolculuðuna ara vermek zorunda kalýr. Burada tanýþtýðý Zahra’nýn ise, ona anlatacak korkunç bir öyküsü vardýr… Yeðeni Soraya, köylüler tarafýndan vahþice katledilmiþtir. Ölmeden önce yeðenine söz veren Zahra, bu vahþetin köyün sýrlarý arasýna gömülmemesi için mücadeleye kararlýdýr. Gazeteci bu öyküyü öðrenmeli ve tüm dünyaya anlatmalýdýr.

Ýran asýllý yönetmen Cyrus Nowrasteh daha çok televizyon için yaptýðý çalýþmalarla tanýnýyor. Film; Cannes, Sundance, Chicago gibi pek çok önemli festivalde gösterilmiþ ve ortaya koyduðu konunun yaný sýra, özellikle taþlama sahnesinin gerçekliðiyle ses getirmiþti.

Vera’s Driver/ Vera’nýn Þoförü

Yönetmen: Pavel Chukhrai
Senaryo: Pavel Chukhrai
Oyuncular: Igor Petrenko, Yelena Babenko, Bogdan Stupka, Andrey Panin
Yapým: 2004, Rusya – Ukrayna, 105 dk.

Romantik dram türündeki film, 1960 yýlýnda Sovyet Rusya ile Küba arasýndan yükselen soðuk savaþýn ardýndaki insanlýk dramýný, bir aþk öyküsü üzerinden anlatýyor. Kýzýl Ordu’nun genç askerlerinden Viktor, General Serov’un fiziksel engelli güzel kýzý Vera’nýn özel þöförü olarak yeni bir göreve atanmýþtýr. Victor, Vera’yý görür görmez ona karþý yoðun duygular beslemeye baþlar. Ancak Generalin uzun boylu, sarýþýn güzel hizmetçisi Linda da Viktor’a romantik ilgi duymaktadýr.

Uluslararasý festivallerde pek çok ödül kazanan filmin yönetmeni Pavel Chukhray, daha önce 1997 yýlýnda çektiði The Thief/ Hýrsýz ile sinemalarýmýza konuk olmuþtu. Kendi adýma, o dönemde Hýrsýz’dan ziyadesiyle etkilendiðimi ve bu yüzden Pavel Chukhrai ile yeniden buluþuyor olmaktan büyük sevinç ve heyecan duyduðumu söylemeliyim.

Selvi Boylum Al Yazmalým

Yönetmen: Atýf Yýlmaz
Senaryo: Ali Özgentürk (Cengiz Aytmatov’un romanýndan)
Oyuncular: Türkan Þoray, Kadir Ýnanýr, Ahmet Mekin, Hülya Tuðlu
Yapým: 1978, Türkiye, 95 dk.

Efsane geri döndü! Türk sinema tarihinin, yüreðimizde büyük sýzýlar býrakmýþ ve duygusal kodlamalarýmýza önder olmuþ en nadide filmi, Atýf Yýlmaz baþyapýtý Selvi Boylum Al Yazmalým tam 32 yýl sonra yeniden vizyonda. 1978’de Antalya’da En Ýyi Film ve En Ýyi Yönetmen ödüllerini kazanan; Cahit Berkay imzalý olaðanüstü müziðiyle ve Türkan Þoray – Kadir Ýnanýr ikilisinin ete kemiðe büründürdüðü Asya- Ýlyas aþkýyla yýllardýr unutulmayan, öyküsü aklýmýzda þarkýsý dilimizde dolanan, kaç kuþaðýn romantik belleðine ulusal kültür motifi gibi iþlemiþ ve bizimle birlikte yaþamaya devam eden dev bir film…

Sevincim o ki, Asya ve Ýlyas’la, ve Cemþit’le henüz tanýþmamýþ ufaklýklar ve gençler için Selvi Boylum Al Yazmalým’ý beyazperdede izleyebilecekleri ve filmin önemini/ deðerini kavrayabilecekleri bir fýrsattýr bu… Asya ile Ýlyas’ýn büyük aþklarýndan bir çocuk dünyaya gelir. Ancak Ýlyas bir gün çekip gittiðinde, Asya ile bebeðine evini ve yüreðini açan Cemþit olur. Peki Ýlyas geri döndüðünde ne yapacaktýr, ne yapar Asya? Biri, çocuðunun babasý, büyük aþký… Diðeri ise, ona ve oðluna sahip çýkmýþ, emek vermiþ bir adam…

Selvi Boylum Ay Yazmalým’ý izlerken gülünür, aðlanýr, düþünülür, Asya’ya ve Ýlyas’a aþýk olunur, sonra Cemþit’te huzur bulunur…. Asya’nýn çaresizliðiyle, Ýlyas’ýn piþmanlýðýyla, Cemþit’in adam gibi adamlýðýyla, yitirilip gidenin yeniden kazanýlamazlýðýyla türlü çeþitli düþüncelere dalýnýr ve o salondan dýþarýya, okkalý bir tokat yemiþ gibi çýkýlýr. Sinemada, yeniden izlemeye deðer!

The Accidental Husband/ Tesadüf Koca


Yönetmen: Griffin Dunne
Senaryo: Clare Naylor, Mimi Hare, Bonnie Sikowitz
Oyuncular: Uma Thurman, Jeffrey Dean Morgan, Coln Firth, Sam Shepard
Yapým: 2008, ABD – Ýrlanda, 90 dk.

Romantik komedi türündeki film, evlilik hazýrlýklarý içinde olan bir çiftin planlarýný alt üst eden beklenmedik olaylar dizisini anlatýyor. Radyo programcýsý Emma ile yayýncý niþanlýsý Michael, New York’ta evlilik belgesi almanýn sürücü ehliyeti almaktan daha kolay olduðunu düþünmektedirler. Evlenmek için yapmalarý gereken tek þey belediyeye beraber gitmek, gerekli belgeleri hazýrlayarak imzalarý atmaktýr. Ancak iþler düþündükleri gibi gitmez… Emma bir radyo yayýný sýrasýnda dinleyicilerine her zamanki gibi geliþigüzel aþk reçeteleri daðýtýrken verdiði bir tavsiyeyle Patrick Sullivan adlý itfaiyecinin aþk hayatýna öldürücü bir darbe indirir. Bunun altýnda kalmamak için çýrpýnan öfkeli itfaiyeci ise, okuduðu gazeteden Emma’nýn evlenmek üzere olduðunu öðrendiðinde intikam planýný belirlemiþtir artýk…

Filmin en çekici yanlarýndan biri, bizi uzun zamandýr hasret kaldýðýmýz Uma Thurman ile kavuþturmasý. Öte yandan, Ýlk kez P.S. I Love You/ Not: Seni Seviyorum’da dikkatimi çeken Jeffrey Dean Morgan’ý, henüz oyunculuðu konusunda netleþmiþ bir fikrim olmasa da, en azýndan Gerard Butler’ýn son dönem romantik komedi sinemasýndaki tekeline nokta koymasýný umduðum bir isim olarak tanýmlayabilirim. Yönetmen Griffin Dunne’u ise oyuncu kimliðinin yaný sýra daha önce çektiði Practical Magic/ Aþkýn Büyüsü, Addicted to Love/ Aþk Tutkunu ve Fierce People/ Acýmasýzlar gibi filmlerinden tanýyoruz.

Senritsu Meikyu/ The Shock Labyrinth/ Labirent 3D


Yönetmen: Takashi Shimizu
Senaryo: Daisuke Hosaka
Oyuncular: Yuya Yagira, Misako Renbutsu, Ryo Katsuji, Ai Maeda
Yapým: 2009, Japonya, 89 dk.

Film, yýllar önce lunaparkta kaybolan arkadaþlarýnýn yaðmurlu bir gecede geri dönüþüyle, kendilerini geçmiþle hesaplaþma içinde bulan bir grubun öyküsünü anlatýyor. Çocukluðunun geçtiði þehre uzun zaman sonra geri dönen Ken’i burada çocukluk arkadaþlarý Motoki ve Rin karþýlar. Gözleri görmeyen Rin ile Motoki birlikte yaþamaktadýrlar. Yýllar sonra bir araya gelen grubun dördüncü üyesi, lunaparktaki korku evinde kaybettikleri Yuki ise gecenin davetsiz misafiri olacaktýr. On yýldýr ne arkadaþlarý, ne de ailesi ondan haber alamamýþtýr. Yuki’nin ortadan kayboluþundan kýsa süre sonra babasý ölmüþ, annesi ise akli dengesini yitirmiþ ve evin tüm sorumluluðu küçük kardeþ Miyu’ya kalmýþtýr. Yuki, yýllardýr hiç dokunulmamýþ olan çocukluk odasýna girip tavþan þeklindeki eski çantasýný gördüðünde fenalaþýr ve bilincinin yitirir. Geçmiþin içinde bir yolculuk ve hesaplaþma sürecine uzanan esrarengiz olaylar zinciri baþlamýþtýr artýk.

Labirent, Japonya sinemasýnýn animasyon olmayan ilk 3D filmi. Yönetmen Takashi Shimizu’yu daha önce ülkemizde de ilgi gören korku serisi Ju-on: The Grudge/ Garez ile tanýyoruz.

Demsala Dawi: Sewaxan/ Son Mevsim: Þavaklar

Yönetmen: Kazým Öz
Yapým: 2008, Türkiye, 92 dk.

Belgesel türündeki film, hayvancýlýkla geçinen ve kýþlarý Pertek ve Çemiþgezek bölgesinde yaþayan göçebe Þavak topluluðunu inceliyor. Þavaklar’ýn yok olmaya yüz tutmuþ yaþam tarzlarý, doðayla baðlarý ve mücadelelerinin yaný sýra insani iliþkilerini de mercek altýna alýyor.

Fransýz ARTE televizyonu ve Jan Vrijman Fonu’nun katkýlarýyla gerçekleþtirilen filmin çekimleri bir yýl sürmüþ. Yönetmen Kazým Öz’ü ise daha önceki Bahoz/ Fýrtýna, Dur/ Uzak, Fotoðraf gibi çalýþmalarýyla tanýyoruz.

 

Tersninja.com