“Kalbi saf olan ve geceleri dua eden bir adam bile, ay tamamlanýp parlaklaþtýðýnda ve bu zehir ortaya çýktýðýnda bir kurda dönüþür”…

Evet, en basit haliyle bu motto üzerine bina edilen ve bugüne dek pek çok kez sinema, tiyatro ya da edebiyata malzeme olan kurtadamlýk müessesesi yine karþýmýzda! 1941 yapýmý ayný adlý meþhur filmin yeniden çevrimi olan “The Wolfman/ Kurtadam” bugün vizyona giriyor.

 

 Fecir Alptekin – Fecir Mucizeler Ülkesinde

Sinemadaki Kurtadam temasýnýn korku türündeki benzerlerinden farklýlýðý, Frankenstein ya da Dracula gibi zaten varolan bir edebi metinden hareketle deðil, direkt baðýmsýz senaryo olarak ortaya çýkmýþ olmasý. Yabancý basýnda yer alan eleþtirilere göre orijinal senaryodaCurt Siodmak tarafýndan kodlanmýþ kurtadamlýk kurallarý yeni filmde de sürdürülüyor; ancak bu kez diyaloglarýn ayný baþarýya ulaþtýðýný söylemek güç. Ve ben de, ilk filmi izlememiþ olmakla beraber, salt bu filme dair bir öykü anlatýmý, sahicilik ve derinlik sorununun var olduðunu peþinen söylemek istiyorum.

1800’lerde geçen Kurtadam’da Lawrence Talbot (Benicio Del Toro), kardeþi Ben’in ortadan kaybolmasýyla geliþen esrarengiz olaylarý araþtýrmak üzere Ýngiltere’deki aile evlerine, daha doðrusu þatolarýna geri dönüyor. Þatoda kendisini bekleyenler ise, yýllardýr görmediði babasý Sir John Talbot (Anthony Hopkins) ile kayýp kardeþinin niþanlýsý Gwen Conliffe (Emily Blunt). Burada hemen, Kont Dracula ve benzerlerinin karanlýk, viran ve ürkütücü þatolarýný gözünüzde canlandýrmakta serbestsiniz sevgili mucizeciler. Ek olarak filmin genel atmosferini tarif edebilmek için Tim Burton’ýn “Sleepy Hollow/ Hayalet Süvari” ve “Sweeney Todd: The Damon Barber of Fleet Street/ Fleet Sokaðýnýn Þeytan Berberi” filmlerinin o puslu, yarý sepyalý yarý siyah beyaz dokusunu örnek verebilirim size.

Star Wars ve Indiana Jones serilerindeki sanat yönetmenliði geçmiþinin ardýndan, en çok da Jumanji ve Jurassic Park III ile yönetmen olarak adýný duyuran Joe Johnston, bu konulardaki hünerini Kurtadam’da da göstererek çok þýk bir gotik dünya yaratýyor. Ayrýca fiziksel olarak insandan kurtadama dönüþüm sürecinin görsel anlatýmý ve Kurtadam karakterinin modern dokunuþlardan sakýnýlarak sade ve klasik haline sadýk tutulmasý bence filmin en büyük artýlarýndan.

Ne bütünüyle karalanacak ne de her þeyiyle övülecek filmlerden deðil benim için Kurtadam. Biçimdeki baþarýsýyla beraber, elindeki mükemmel felsefi argümanlarý çarçur ettiði için üzülüyorum. Baba Hopkins’in Hamlet’e gönderme yaparak “olmak ya da olmamak” sözleriyle tamamladýðý “Hayat çok görkemlidir, özellikle de lanetlenmiþler için” konuþmasý ya da “Ýnsan öldürmek günah, canavar öldürmek günah deðil. Ýnsan ile canavar arasýndaki sýnýr nerde baþlar?” benzeri pasajlarla daha sýk karþýlaþmayý arzu ediyoruz filmi izlerken. Ancak ne yazýk ki kurtadam ve dolunay motiflerinin sunduðu sonsuz fýrsata raðmen film, “iyi/ kötü” – “yaþam/ ölüm” gibi kavramlarý iþlemek/ irdelemek/ derinleþtirmekte yetersiz kalýyor.

Oyunculara gelirsek… Del Toro ve Hopkins yine döktürüyorlar. Þunu söyleyebilirim ki, bu baba oðul için yaþayan aktörler arasýndan oluþturulabilecek daha isabetli bir ikili gelmiyor aklýma. Daha ileriye gidip, Del Toro’nun sinemada Marlon Brando cazibesine git gide yaklaþtýðý yolundaki çok sübjektif fikrimi de burada itiraf ediyorum. Onun o uykusuz, yorgun, gizemli halleri filmin puslu tablosunda tam isabetle yerini buluyor. Ek olarak, Matrix’ten arkadaþýmýz Hugo Weaving’i Scotland Yard dedektifi Aberline ve Geraldine Chaplin’i de falcý çingene Maleva rolünde görmekten de keyif alýyoruz. Fakat ölen kardeþin niþanlýsý rolündeki Emily Blunt, bana göre filmin en büyük talihsizliklerinden biri. Karakterini yaþamýyor, yaþatmýyor ve hatta final sahnesinin etkisiz kalmasýnýn en büyük sorumlusu olarak belleklerimize kazýnýyor.

Tersninja.com