

Mutedil bir haftanýn ardýndan, 5 filmli, Cuma-Cumartesi-Pazar festivalli bir haftaya merhaba diyoruz. Konuk yazarlarýmýz seyrettikleri filmlerle ilgili düþüncelerini sizlerin seçimini kolaylaþtýrmak için bizimle paylaþtýlar.
Kan Arzusu / Thirst

Yön: Park Chan-Wook
Oyn: Song Kang-Ho, Kim Ok-Bin, Kim Hae-Sook, Shin Ha-Kyun
Ali Ulvi Uyanýk – Sadibey.com
“Kan Arzusu”, arýzalý yaratýlmýþ insanlardan bir insaný, ahlaklý bir din adamýný vampirliðe evirip arzularýn günahlarýyla tanýþtýran ve adýna aþk denilen þefkatle acýmanýn ortasýnda cinayetlere savuran, cüretkâr bir çalýþma. Her birine mizah þýrýnga ettiði türleri ayný öyküde kullanmasý, tam usta iþi: Fantastik sinemanýn korku türünde gerçekliðe prim verirken, “kara film’lerin, ‘polisiye’lerin ve Hitchcock Sinemasý’nýn alanlarýna giriyor. Kýsa süreli zevklere karþýlýk, uzun süreli fiziksel ve ruhsal eziyetler çekmek için yaratýldýðýmýza dair de neredeyse tez sunuyor. Muhteþem bir yapým tasarýmý da, hikâye dönüþüp deðiþtikçe, oldukça serbest esinlerle yeni boyut, doku ve renkler oluþturuyor. Bu yýlýn en ilginç deneyimlerinden. Benim gibi “Ýhtiyar Delikanlý – Oldboy” ile çok haþýr neþir olmamýþsanýz da izleyin. Park Chan-wook, çok zor iki rolde, unutmanýzýn mümkün olmadýðý iki oyuncu kullanmýþ ki mesela, sinemada yönetmen – oyuncu etkileþimi böyle bir þey olsa gerek!
Banu Bozdemir – Gazeteport
Yönetmen Park Chan-Wook, ‘Old Boy’dan beri ilgi alanýmýza sýzmýþ bir yönetmen. Geçtiðimiz Filmekimi’nde de gösterilen bu film, izlenmesi gerekenler listesine girmeyi hak ediyor. Hayatýn deðerli olduðuna inanan rahip Sang-hyun, insanlarýn ölümcül bir virüsten kurtarýlmasýna yardým etmek amacýyla gizli bir aþý geliþtirme araþtýrmasýnda gönüllü denek oluyor. Fakat deney sýrasýnda, virüsün kendisine de bulaþmasýyla ölüyor. Rahibin bedenine kan nakli yapýlýyor ve rahip bu kan sayesinde mucizevi bir þekilde yeniden hayata dönüyor. 500 denek içinde hayatta kalmayý baþaran tek kiþi oluyor. Fakat niteliði tanýmlanamayan bu kan onu artýk bir vampire dönüþtürmüþ oluyor. Sang-hyun kan için duyduðu bedensel arzusu ve ona öldürmeyi yasak kýlan inançlarý arasýnda sýkýþýp kalýyor. Film bu noktadan sonra ‘cinayet iþlemeden hayatta kalmayý baþarabilecek midir, yoksa kan arzusu tüm inançlarýndan vazgeçmesine mi neden olacaktýr?’ sorusu etrafýnda dönüyor. Filmde bir de enterasan bir tutku hikayesi var ki, iþleri çýðýrýndan çýkaran þey de o zaman baþlýyor. Park Chan-Wook olaylara yine farklý bir noktadan dalarak, esprisi de bol, kanlý canlý bir film çýkarmayý baþarýyor. Sosyal olgu ve kurallar bir kez daha alaþaðý oluyor.
Alper Turgut – Cumhuriyet
“Kan Arzusu” (Bakjwi / Thirst), vicdan sahibi bir vampir ile insafsýz sevgilisi arasýndaki þiddet ve þehvet meyilli bir aþký didikleyen kalburüstü bir seyirlik… Güney Koreli sinema gurusu Chan-wook Park, yine yapacaðýný yapýyor, kimimizin karþýlýksýz seveceði, kimimizin de koþulsuz nefret edeceði bir film daha yaratarak… “Kan Arzusu”, natüralizmin öncülerinden büyük Fransýz yazar Émile Zola’nýn “Thérèse Raquin” adlý romanýnýn serbest bir uyarlamasý… Filmin baþrollerini; Song Kang-Ho, Kim Ok-Bin, Kim Hae-Sook ve Shin Ha-Kyun sýrtlýyorlar. Güney Koreli Katolik bir rahibi (üstelik vampir) canlandýran Song Kang-Ho, daha önce Park’ýn “Haklý Ýntikam”, ile giþede büyük iþler baþaran “Yaratýk”ta (Gwoemul) gözümüze çarpmýþtý, “Kan Arzusu”nda ise bildiðiniz döktürmüþ. Cannes’da jüri özel ödülünü kazanan “Kan Arzusu”nu, Filmekimi’nde izlemiþ ve kendi adýma çok sevmiþtim. Salondaki tepkilerden anladýðým kadarýyla sinemaseverler, resmen ikiye bölünmüþtü. Ancak filme yönelik en büyük karþý çýkýþ, senaryo ve diðer öðelerden öte, iki saati aþkýn süresiyle ilintiliydi. Neyse… “Kan içiyorsam benim suçum mu?” gibi gayet komik ve hayli Þarki çýkýþlarýyla gülümseten, ihtirasa ait sahnelerinde ise dikkat kesilmemize vesile olan bu filmi, Chan-jook tutkunlarý ve sinefiller, zaten kaçýrmayacaktýr, benim sözüm tüm sinemaseverlere… Bence “Kan Arzusu”na bir þans tanýyýn, hem ustanýn maharetinden mahrum kalmamýþ, hem de beðenip beðenmeyeceðinize kendiniz karar vermiþ olursunuz.
Kurtadam / The Wolfman

Yön: Joe Johnston
Oyn: Benicio Del Toro, Anthony Hopkins, Emily Blunt, Hugo Weaving
“Kurt Adam”, “The Werewolf”(1913) adlý 18 dakikalýk kýsa filmden baþlayarak 97 yýldýr sinemada korkutmaya devam eden bu ‘canavarlaþmýþ insan’ öyküsünün son filmi olarak, dramýn özünde yer alan temaya, yani asýl kötülüðün insan ruhunun karanlýðýnda saklý olduðuna kusursuzca atýf yapýyor. Ve 19.yüzyýl sonlarýnda, Ýngiltere kýrsalýndaki ‘lanetlenmiþ’ Talbot ailesinin soðuk, yalnýz, donuk malikânesinde, karýsý ve iki erkek evladýnýn hayatlarýný ‘söndüren’ baba karakteriyle sinemaya katýksýz bir kötü daha armaðan ediyor… Anthony Hopkins’in müthiþ katkýsýyla tabii!
Sanki Kurt Adam rolünü oynamak için doðmuþ gibi görünen bir tipe sahip Benicio Del Toro’dan, çevresine tekinsizlik yayan Scotland Yard Müfettiþi Hugo Weaving’e ve ayrýntýlý sanat yönetimine kadar her elemanýn bu filmi izlemeniz için iyi birer neden olduðunu söyleyebiliriz. Sadece ama sadece… 1981’de “An American Werewolf in London”da bizzat baþlattýðý yenilikçi / gerçekçi makyaj etkilerinden bir tür geriye dönüþ yaparak, yeni versiyonda temel alýnan 1941 yapýmý orijinal “The Wolf Man”deki makyaj uygulamalarýna benzer bir yüz çalýþmasý yapmasý, Rick Baker’ý(6 Oscar’lý) bu konudaki düþ kýrýklýðýnýn müsebbibi haline getiriyor! Tercihlerde son söz onun olmasa da, dijital etkilerle protezleri birleþtiren –tabii ki falsosuz- ama ‘eski ‘ bu uygulama, filmin zaafý olmuþ. Yine de, örneðin büyük kýyým ve kargaþanýn yaþandýðý Londra sahnesi için bile görmeniz gerekli. (Ali Ulvi Uyanýk – Sadibey.com)
“Kurt Adam” (The Wolfman), 69 yýllýk kült bir filmi yeniden yapýlandýrarak beyazperdeye servis eden, son derece sýradan ve duraðan bir yapým. Çingene efsanesi, “Geceleri dualarýný eden, kalbi temiz bir insan bile kurtboðan otu açtýðýnda, gökte dolunay yükseldiðinde bir kurda dönüþebilir” diyormuþ. Ama bu Kurt Adam, bizi bir nebze olsun korkutup koltuklarýmýza çivileyebilsin deðil mi? Ne gezer. Etkisiz bir film, seyirciyi de tepkisiz býrakýr. Benicio Del Toro, Anthony Hopkins, Emily Blunt ve Hugo Weawing gibi yetkin ve etkin oyuncular dahi bu gotik, karanlýk ve bildik filmi kurtaramýyorlar. Türün meraklýlarý dýþýnda kalan sinemaseverlere önermiyoruz. (Alper Turgut – Cumhuriyet)
Percy Jackson & Olimposlular: Þimþek Hýrsýzý / Percy Jackson & the Olympians: The Lightning Thief

Yön: Chris Columbus
Oyn: Logan Lerman, Uma Thurman, Rosario Dawson, Pierce Brosnan
‘Cin fikirli’ yönetmen Chris Columbus, mitolojinin cazibesini günümüze taþýyarak ‘bir taþla iki kuþ vurmuþ’. Tanrýlarýn insan formlarýna dönüþerek yine insanlarla seviþmeleri sonucu doðan yarý-Tanrý çocuklarýnýn, tehlikelere gebe ama bir yönüyle de üstün vasýflarýndan dolayý avantajlý ‘kaderleri’ üzerinden ebeveyn – çocuk iliþkilerine dair ailevi bir film, bir… Bu, baba ya da anneleri –mecburen- Olimpos’da ikamet eden ergenlerin Tanrýlar katýnda dönen entrikalar sonucu dünyayý savaþlara teslim etmemek için giriþtikleri görkemli macera, iki. Zaten A sýnýfý eðlence sinemasý da böyle bir þeydir iþte. Görsel –iþitsel zevklerden dört köþe olmuþ vaziyette hafif duygulanmýþ biçimde salondan mutlu çýkarsýnýz. Biz ‘snop’ film eleþtirmenleri için de geriye, kavram sanatçýlarýnýn ve görsel etki sihirbazlarýnýn muhteþem iþleri kalýr; yani þimdi Denizler Tanrýsý Poseidon’un günümüz modern kentinde bir gece vakti denizden çýkmasýnýn sinemasal anlamda da görkemi az þey midir? (Ali Ulvi Uyanýk – Sadibey.com)
Arthur: Maltazar’ýn Ýntikamý / Arthur and the Revenge of Maltazard

Yön: Luc Besson
Sesln: Cem Yýlmaz, Ozan Güven, Özkan Uður ile Volkan Severcan
“Arthur: Maltazar’ýn Ýntikamý”nýn adý, “Maltazar’ýn Ýntikamý’na Giriþ” olmalýydý; çünkü ‘arkasý yarýn’ tarzý bir seri baþlamýþ bulunuyor. Oysa her bölüm kendi içinde ‘bir bütün’ olarak sunulmalý diye düþünüyorum. Bu ticari numara çocuk ve ergen seyircilerin hoþuna gitmeyebilir fakat canlý oyuncularýn da yer aldýðý, birkaç milimetre büyüklüðündeki ‘minimoy’larla böceklerin mikro dünyalarýnýn renkleri içinde kaybolup, düþlerin þeker gibi lezzetini alacaklarý kesin gibi. Gerçek çekimlerle aðýrlýklý olarak animasyonun birleþtirildiði, çok küçük yaþlara ‘biraz büyük’ gelebilecek bir macera. Klasik – evrensel mesajý ise herkese uygun: Doða(bitki örtüsü / hayvanlar dýþýnda örneðin kayalar ve diðer cansýzlar da…) hepimizin annesidir; onun her zerresiyle bütünleþip canýný yakmamalýyýz. (Ali Ulvi Uyanýk – Sadibey.com)
Aþk Dersi / An Education
Yön: Lone Scherfig
Oyn: Peter Sarsgaard, Dominic Cooper, Alfred Molina, Emma Thompson, Rosamund Pike, Carey Mulligan, Olivia Williams
Serdar Akbýyýk – Star
Sinema öyle bir sanat dalý ki hayatý inceleyen, taklit eden, tarihe not düþen ve daha birçok fonksiyonu içinde barýndýran bir kavram. Bu hafta vizyona giren Aþk Dersi bu baðlamda çok önemli bir yapým. Film o herkesin dilinden düþürmediði batý medeniyetinin geçiþ dönemlerinden olan 1950 sonrasý Ýkinci Dünya Savaþý ertesi Avrupa’nýn sosyal çatýþmalarýný konu edinmiþ. Bir genç kýzýn eðitim almasýnýn sebebi yaþamsal kalitesini artýrarak daha iyi bir damat bulmak mýdýr yoksa aldýðý eðitim ile sahip olacaðý meslek sayesinde yaþam standardýný artýrmak mý? Bir genç kýz klasik bir romaný okurken duygusal dünyasýný derinleþtirmek, entelektüel zevkini artýrmak mý ister, yoksa toplumun seçkin diye sýnýflandýrdýðý çizgilerin içinde yer almak için mi o kitabý okur. 1960′larda yaþanýlan cinsel devrimin hangi kökler üzerinde yükseldiðini anlamak için çok önemli bir film aslýnda Aþk Dersi. 16 yaþýnda bir lise öðrencisinin 30 yaþýnda zengin ve yakýþýklý bir erkekle yakýnlaþmasý bu baðlamda öyküde yer alýyor. Bu yaþ farký kýzlarýnýn üstüne titreyen aileyi hiç de etmesi gerektiði kadar rahatsýz etmiyor. Hatta baþarýlý bir öðrenci olan Jenny’nin olasý Oxford’u kazanma þansý bile ailesi tarafýndan göz ardý edilebiliyor. Çünkü o dönemin normlarýna göre amaç Jenny’nin Oxford’ta okumasý deðil iyi bir evlilik yapmasý. Aslýnda Oxford bile böyle iyi bir evlilik için gereken, göðse takýlan bir niþan. Fakat yakýþýklý prensin aslýnda hiç de göründüðü gibi olmadýðý ortaya çýkýnca faturayý ödeyen Jane kadar onu korumayý beceremeyen ailesi de oluyor. Jane’i canlandýran Carey Mulligan son dönemde ismini çok duyacaðýmýz bir oyuncu. Bu yýlýn sonlarýnda vizyona girecek olan Brighton Rock filminde Helen Mirren ve John Hurt gibi iki önemli isimle beraber rol alacak. Yine bu yýl Oliver Stone’un filmi Wall Street: Money Never Sleeps’de ise Shia Le Bouf, Susan Sarandon ve Martin Sheen beraber alacaðý diðer önemli isimler. Bütün bu büyük yapýmlarda rol almasý Aþk Dersi’ndeki performansýna bakýnca hiç de sürpriz deðil aslýnda. Bu baþarýsý En Ýyi Kadýn Oyuncu dalýnda ona bir Oscar adaylýðý kazandýrdý. Yepyeni ve gerçekten kabiliyetli bir oyuncu Mulligan. Aþk Dersi’ndeki rol arkadaþý Peter Sarsgaard ise fazla söze hacet býrakmýyor. Oynadýðý her rolün hakkýný veren Sarsgaard bu filmde canlandýrdýðý karakterle öfkenizi artýracak. Çünkü canlandýrdýðý David karakteri erkeklerin karanlýk tarafýnýn bütün özelliklerini üstünde barýndýrýyor. Kýsacasý oyunculuklarý, senaryosu ve yönetimiyle çizgi üstü bir film Aþk Dersi. Bu yýlýn Oscar adaylarýnýn arasýnda olmasý da zaten filmin kalitesinin bir göstergesi.
“Aþk Dersi”, 60’lar Ýngiltere’sinin ‘tutucu’ sosyal – aile – eðitim yapýsý içinde Oxford’a hazýrlanýrken düþlerinde ‘özgürlük’le eþ anlamlý Paris’e gitmek, aklýnda kýsa süre sonra 17 olduðunda kadýnlýða geçme planý olan ve yüreði pýr pýr eden akýllý genç kýzýn, otuzlarýndaki bir adamýn ‘hayat mektebi’nde eðitim almasý üzerine kurulu. Yeniliðe, deðiþikliðe ve gökkuþaðýna kapalý bir ülkede / toplumda gediklerin mutlaka açýlacaðýnýn garantisine dair ‘politik gibi gözükmeyen politik bakýþ’, aþk deneyiminin içine süper iþlenmiþ. Zaman – mekân uyumu mükemmel… Carey Mulligan, elinizi uzatýp dokunma isteði uyandýracak denli canlý, hakiki, güzel; Amerikalý oyuncu Peter Sarsgaard ise belli ki yönetmen tercihiyle bu Ýngiliz filminde… Ve tabii ki ona özgü olan yüzünde, yine güvenilmez çekicilikle romantik kýrýlganlýðý birleþtirmiþ bulunuyor. Harika bir film ya: Bu eðitim, her kültür ve her yönetim biçimine dâhil insan için önemli veriler sunuyor.(Ali Ulvi Uyanýk – Sadibey.com)