10. El Greco
The Disrobing of Christ (El Espolio) is one of the most famous altarpieces of El Greco. El Greco's altarpieces are renowned for their dynamic compositions and startling innovations.
Yýl 1570... Uzunca boylu, esmer, yakýþýklý bir genç,Roma'da Sistine Kilisesi'ne girdi. TavandakiMikelanj'ýn muhteþem yapýtý olan "Son Hüküm" tablosuna bir süre baktýktan sonra, heycanlý bir sesle"Bu yapýt yere düþse aynýný yapabilirim" diye baðýrdý.
Nereden geldiði ve kim olduðu bilinmeyen bu genç adamýn yorumu Roma'da uzun süre dillerde dolaþtý. Söyledikleri unutulmaya yüz tuttuðunda yeni bir yorumuyla yine dikkatleri üstüne çekti. Mikelanj'dan, "iyi adammýþ; ama resim yapmasýný bilmiyormuþ" diye söz etme cesaretini göstermiþti. Bu genç kimdi, þimdiye dek ne yapmýþtý ki, sanatý ve yeteneði tartýþýlmaz biri için böyle yorumlar yapabiliyordu.
Çaðdaþlarýnýn "El Greco" yunanlý diye adlandýrdýðý bu gizemli adamýn asýl adý Domenicos Theotokopulos idi. Çocukluðu ve gençliði hakkýnda, Girit Adasý'nýn Kandiya kentinde, hali vakti yerinde bir ailenin çocuðu olarak 1541 yýlýnda dünyaya geldiði öðrenilebilmiþti. O sýralarda Venedik'in idaresi altýnda olan ada, sanatsal açýdan görkemli günlerini yavaþ yavaþ geride býrakýyordu. Bub duyumsayan "El Greco" Girit'ten ayrýlýp, Rönesans dönemini en parlak günlerini yaþamaya aday Venedik'e geldi.
O sýralarda Venedik sanatýna bir tek kiþi egemendi: Titien... Titien, yalnýz ressam deðil, bir simge, ulusal bir anýttý sanki... Özellikleri, yaþam biçimi, baþarýlý çalýþmalarý nedeniyle tüm sanat çevresini eline geçirmiþti.
Genç "El Greco", Venedik'e özgü bu lüks ve görkemli bir yaþamýn etkisinde kalmýþ, hatta isyan etmiþti. Çünkü bir dað köyünden gelerek Venedik'e yerleþen Titien, kýsa zamanda çok büyük bir servet toplamýþ ve bunu deðerlendirmesini bilmiþti. Hemen her yerde topraklarý, evleri, çiftlikleri vardý. Sanat yapýtlarý ile ticaret yapýyor, mücevherler alýp satýyor, tefecilik bile yapýyordu. Para için yapmayacaðý þey yoktu. Örneðin, 60 yaþýndaki Ýsabella d'Este, yüzündeki kýrýþýklýklarý tuale yansýtmamasý koþuluyla Titien'e portresini yaptýrmak istemiþti. Ressam bunu memnuniyetle kabul etti; ama her zamanki ücretini iki katýný istedi. Kabul edilince de bu soylu kadýný 20 yaþýnda gibi resmetmekten çekinmedi.
"El Greco" bir gün ani bir kararla Venedik'i terk edip Roma'nýn yolunu tuttu. Büyük bir olasýlýkla Venedik'te sanatsal açýdan Titien ile savaþým vermenin zorluðunu anlamýþtý. Ancak Roma'da da Mikelanj gibi bir düþmaný vardý. Gerçi Mikelanj öleli çok olmamýþtý; ama etkisi hâlâ tüm þiddetiyle duyumsanýyordu.
Roma o sýralarda Rönesans'ýn gururlu baþkenti unvanýný kaybetmek üzereydi. Çünkü kent, Ýspanyollar tarafýndan yaðma edilmiþ, sanatýn yaný sýra birtakým deðerler de yirilmiþti. Bocalama içinde olmak dini korumak, kurtarabilmek için engizisyon, tüm acýmasýzlýðýyla olamdýk önlemler alýyordu. Örneðin, dine ya da ahlaka aykýrý kitaplar yakýlýyor, bilim adamlarýnýn özgün düþünceleri engelleniyordu. Papa 5. Pie, antika heykelleri Vatikan'dan attýrmýþ, Mikelanj ölür ölmez Sistine Kilisesi'ndeki çýplak yapýtlarýný örttürmüþtür.
Sanatçýlara uygulanan bu baský "El Greco"yu rahatsýz etmiþ, özgür çalýþamyacaðýný duyumsamýþtý. Bu nedenle Roma'da daha fazla kalmayýp 1576 yýlýnda Ýspanya'ya gitti.
"El Greco"nun Ýspanya'daki ilk uðrak yeri Toledo kenti oldu ve birkaç günlüðüne geldiði bu kentten bir daha ayrýlamadý. Kýþlarý buz gibi soðuk, yazlarý ise alabildiðine sýcak olan Toledo onu büyülemiþti.
Hemen, çok büyük, oldukça lüks bir malikane kiraladý. Ahlak bekçisi engizisyona karþýn, Madridli bir soylu olan Dona Jeronima de Las Cuevas ile bu büyük evde yaþamaya baþladý. Ýlginçtir ki, kilisenin hoþ görmemesine karþýn, kendisine bir de oðlan çocuk verecek bu soylu kadýnla evlenmedi.
"Greco"nun Toledo'da ilk çalýþmasý, Vatikan deðerlerini hiçe sayarcasýna yaptýðý çýplak bir Hz. Ýsa tablosudur. Kilise bu tabloyu bir þaheser olarak alkýþlamakla birlikte, istediði 900 düka altýný korkunç pahalý buldu. "Greco" önce fiyatta indirme yapmaya yanaþmadýysa da sonradan, engizisyonun peþine düþeceðini, hatta yaþamýný tehdit edeceðinin düþünerek kilisenin istediðine boyun eðdi. Yalnýz tablosu için hazýrladýðý bir çerçeveyi, tablodan daha fiyatlý satarak yine de istediði ücreti almýþ oldu.
"Greco", bildiðini okur, inatçý tavýrlarý nedeniyle Ýspanya sanat çevrelerinde ve soylular arasýnda itibarýný kaybetmeye baþladý. Kral 2. Filip, Sierra Guarradama'da yaptýrmaya baþladýðý "mezar manastýr" için o dönemin en ünlü sanatöýlarýna sipariþler verdiði halde "Greco"ya davet göndermedi. "Greco" para sýkýntýsý içinde kývranmaya baþladý. "Orgaz Kontu'nun Cenaze Merasimi" adýný verdiði þaheserini, isteðinin çok altýnda 1200 duka altýnýna satabildi. Ve bu para eline geçmeden alacaklarý arasýnda paylaþýldý.
Ressamýn bundan sonraki yaþamý, baþlangýçta olduðu gibi yine bilinmez oldu. Sonraki dönemde nasýl yaþadý? Dona Jeronima ile oðlu Jorge Manuel'e ne oldu? Tek bilinen, parasal yönden sýkýntý içinde olmasýna raðmen 5 Aðustos 1604'de, eski oturduðu malikaneden çok daha muhteþem bir yer kiralayýp oraya taþýndýðýdýr.
7 Nisan 1614'de öldüðünde , 24 odalý, koskoca ev tam bir çeliþki sergiliyordu. Bir yandan 234 tablo, 15 kroki, tamamlanmamýþ 20 portr , heykeller, alçý ve balmumu modeller ve dönemin en zengin kütüphanelerinden birine sahip muhteþem bir müze olduðu ortaya çýktý. 24 odada, mobilya olarak 8 sandalye, iki avize, deri kaplý bir büro, sekiz havlu ve iki peçeteden baþka bir þey yoktu.Olasýdýr ki, para sýkýntýsý çektiði için evin eþyalarýný satmýþ; ama el emeði, göz nuru yapýtlarýna kýyamamýþ.
9. Alfred Wegener

Gökbilim, meteoroloji ve yerbilim alanlarýnda çalýþmýþtýr. "Kýta kaymasý kuramý"ný ortaya koymuþtur. Baþlangýçta tüm kýtalarýn "Pangea" adýnda tek bir kýta lduðunu, sonradan parçalanýp daðýlarak zamanla günümüzdeki yerlerine ulaþtýðýný ileri sürmüþtür. Kuzey Kutbu"nun araþtýrýlmasýnda katkýlarý olmuþtur.
Hayatý
1 Kasým 1880 tarihinde Berlin"de doðdu. 1904 yýlýnda Berlin Üniversitesi’nden gökbilim dalýnda doktorluk unvanýný kazandý. Bununla birlikte çoðunlukla jeofizikle ilgilendi. Geliþmekte olan meteoroloji ve klimatoloji bilimlerine de yakýn ilgi duydu. Meteoroloji bilimine çözümleriyle birkaç kez katkýda bulundu. Hava dolaþýmýnýn izlenmesi için balonlarýn kullanýlmasýna öncülük etti. Almanya’nýn her tarafýnda kabul gören bir ders kitabý hazýrladý.
1930 yýlýnda Grönland"a yaptýðý bir araþtýrma gezisi sýrasýnda öldü.
8. Galileo Galilei
Tomb of Galileo Galilei
|
Tanýnmýþ müzikçi Vincenzo Galilei'nin oðlu olan Galileo, ilk eðitimini ailesinin 1574 de taþýndýðý Floransa yakýnlarýndaki Vallombrosa Manastýrýnda aldý. 1581'de týp öðrenimi görmek üzere Pisa üniversite'sine girdi. Raslantý sonucu bir geometri dersinin de etkisiyle Toscana sarayýnda öðretmenlik yapan Ostilio Ricci'den matematik ve fizik dersleri almaya baþladý.
|
|
Mali durumunun elvermemesi nedeniyle 1585'de üniversiteden ayrýlmak zorunda kaldý. Floransa'ya dönerek akademide ders vermeye baþladý. 1586'da hidrostatik teraziyi bulan ve bu buluþunu bir makaleyle açýklayan Galilei'nin ünü bütün Italya'ya yayýldý. 1589'da yazdýðý katý cisimlerin aðýrlýk merkezlerine iliþkin inceleme Pisaa Universite'sinde matematik dalýnda öðretim üyeliðine getirilmesini saðladý. Burada hareket üzerine araþtýrmalara baþlayan Galilei ilk olarak aðýrlýklarý farklý cisimlerin farklý hýzlarda düþeceklerine iliþkin Aristoteles'ci görüþü çürüttü.
1592'de Padova'da matematik profesörü olarak çalýþmaya baþlýyan Galilei bu görevi 18 yýl sürdürdü ve buluþlarýnýn önemli bir bölümünü burada gerçekleþtirdi. 1604 sýralarýnda düþen cisimlerin düzgün hýzlanan hareket yaptýðýný kuramsal olarak kanýtladý. Yaptýðý teleskoplar, mercek yüzeylerinin eðrilik derecesini denetlemek amacýyla geliþtirdiði yöntem sayesinde, astronomi gözlemlerinde kullanýlabilecek ilk teleskoplar olarak kýsa sürede avrupa'nýn her yanýnda aranmaya baþladý. Astronomi alanýndaki bulgularýný Sidereus Nuncius (yýldýzlarýn habercisi) adýyla yayýmladý. Teleskopla gerçekleþtirdiði gözlemlerden etkilenen Venedik senatosu Galilei' nin Padova üniversitesinde yaþam boyu profesör olarak kalmasýna karar verdi. Ama Galilei Toscana grandükünün sarayýn baþ felsefecisi ve matematikcisi olma önerisini kabul ederek 1610 yazýnda Padova'dan ayrýldý. Teleskopla yaptýðý gözlemlerin Copernik'i doðrulamasý, Aristoteles'ci profesörlerin ona karþý cephe almasýna yol açtý. Ve Galileo'yu kilise yetkililerinin gözünde karalamaya çalýþtýlar. Bir yandanda dine karþý ve uydurma olduðunu iddia ettikleri sözlerini gerekçe göstererek Galilei 'yi Enkizisyon 'a gizlice ihbar ettiler. Kardinal Bellarmine konuya özel bir önem verek Galilei'yi 26 þubat 1616' da huzuruna kabul etmiþ, bundan böyle bu öðretiye baðlý kalmasýnýn ve onu savunmasýnýn yasaklanmýþ olduðu konusunda onu uyarmýþ, ama konunun salt matematiksel bir varsayým olarak tartýþýlabileceðini bildirmiþti.
Bu olayý izleyen yedi yýl boyunca Floransa yakýnlarýndaki Bellosguardo'daki evine çekilmiþ olarak yaþadý. Galilei 1616 kararýný yürürlükten kaldýrabilmek umuduyla 1624 'de Roma'ya gitti. Bunu baþaramadýysada papadan dünya sistemleri üzerine yazý yazma izni aldý. Floransa'ya dönen Galilei büyük yapýtý Dialogo sopra i due massimi sistemi del mondo, ptolemaico e copernicano(iki büyük yer sistemi, Ptolemaios ve kopernik sistemleri üzerine konuþmalar) üzerinde yýllar sürecek çalýþmasýna baþladý. kitap 1632'de yayýmlandý. Papaya kitabýn tarafsýz görünen baþlýðýna karþýn aslýnda Copernik sisteminin güçlü ve pervasýz bir savunusu olduðu belirtildi. Tam bu sýrada Galilei'nin dosyasýnda bir belgenin varlýðý keþfedildi. 26 þubat 1616'da Bellarmine'nin huzurunda Galilei'nin ne biçimde olursa olsun Copernikciliði anlatmasý yada tartýþmasý Enkizisyon'un ceza yaptýrýmýna baðlanarak özellikle yasaklanmýþtý. Böylece kitap için elde edilmiþ olan iznin sahtecilikle ve usülsüz biçimde alýndýðýna karar verildi. 16 haziran da mahkum oldu.Hüküm hapis cezasýný içeriyordu. Ama papa bu cezayý ev hapsine çevirdi. Ve Galilei yaþamýnýn son sekiz yýlýný Floransa yakýnlarýnda Arcetri'deki evinde geçirdi.
Galilei'nin bilime en büyük katkýlarýndan biri mekaniðin bir bilim dalý olarak kurulmasýndaki payýdýr. Kuvvet kavramýnýn mekanikte oynadýðý rolü açýkca kavrayýp ortaya koyabilen ilk bilim adamýdýr.Isaac Newton'un yüzyýlýn sonlarýna doðru mekanikte gerçekleþtirdiði büyük atýlýmýn önünü açan da Galilei olmuþtur. Ayrýca Galilei geçmiþte birbirinden hep ayrý tutulmuþ olan matematik ile fiziðin iliþkili olduðunu ve birbirlerine destek olabileceðini kavrayan ilk bilim adamýdýr. Onun uyguladýðý en önemli ve tümüyle kendine özgü yöntem, deneyle hesaplamayý birlikte yürütmesi olmuþtur. Bu yöntem somutun soyuta dönüþtürülebilmesini ve deney sonuçlarýnýn sürekli ve düzenli bir biçimde karþýlaþtýrýlabilmesini olanaklý kýlmýþtýr. Modern anlamda deney kavramýný oluþturan Galilei bu kavram için cimento(sýnav) terimini kullanýyordu.
Galilei'ni tüm yapýtlarý ilk olarak 1842-56 arasýnda Le opera di Galileo Galilei adýyla yayýmlanmýþtýr. Toplu yapýtlarýnýn çok daha geniþ ve eksiksiz biçimi Galilei uzmaný Antonio Favaro'nun derlediði Le opere di Galileo Galilei adlý yapýttýr.
|
7. Gregor Johann Mendel
Bust of Gregor Johann Mendel at Mendel University of Agriculture and Forestry in Brno, the Czech Republic.
Mendel, Bilim adamý denildiðinde çoðunlukla gözümüzde laboratuarýnda çalýþan beyaz önlüklü gözlüklü bir tip canlanýr. Oysa bilim adamý aslýnda içinde bulunduðu þartlarýn gereðince hangi ortam olursa olsun durmaksýzýn araþtýraniçinde hiç bir zaman yenemeyeceði bir araþtýrma arzusu barýndýran bilinçtir. Bu bilinç özünden gelen sesi duyduðu sürece arayacak arayacakarayacaktýr. Ne zaman biter araþtýrma arzusu yerini dünyasal hýrslarkaygýlar ve hatta kibir hali alýr o zaman araþtýrma bitero zaman bilim aþký da biter hazýr ve ilerlemeyen bilgi haline dönüþür. Ýþte o an bilimin kaybýdýr duraðanlýðýncehaletin ve körlüðün ise haykýrma anýdýr.Ýþte bu bakýmdan günümüzde özellikle geliþmesini tamamlayamamýþ ülkelerde çok sýk görülen bu "Bilgi adam"larýnýn fark edilmesi ve "Bilim adamý"yla arasýndaki farklarýn görülmesi açýsýndan Genetik biliminin Kurucusu Gregor Mendel'in hayatýný sunuyoruz.
Gregor Mendel Avusturya imparatorluðu dahilinde yer alan Çekoslovakya'da yoksul bir köylü olarak dünyaya gelir.Kýrsal kesimde halen feodal sistem yürüdüðünden yoksul ve topraksýz köylüler için ýrgatlýk yapmaktan baþka seçenek yoktu.Tek kurtuluþ seçeneði olabilecek eðitim de sadece ilkokulla sýnýrlýydý daha ilerisi ise paralý olduðu için bir köylü için hayal bile edilmesi imkansýzdý.
Küçük yaþlarda bahçe iþleriyle uðraþmaya baþlayan Mendel, üniversite öðreniminden sonra bir din adamý olarak Moravya’da yaþamýný sürdürdü. Bu arada bitkiler üzerinde pek baþarýya ulaþamayan bazý incelemelerde bulundu.
1854′te Brünn’e dönerek bir teknik lisede öðretmenlik yapmaya baþladý. Daha öncede öðretmenlik sýnavlarýna girmiþ ancak baþarýlý olamamýþtý. 19. yy. ortalarýnda Darwin’in doðal ayýklanma kuramýnýn yayýldýðý sýralarda canlý bir türün özelliklerinin kendisini izleyen döllere nasýl aktarabildiði sorunu yeni bir yoðunlukla ortaya çýkmýþtý.
Biyoloji bilginleri özellikle bitkibilimciler harcadýklarý çabalara karþýn bu sorunu aydýnlatamýyorlardý. Daha sonralarý genetiðin babasý olarak kabul edilecek Mendel, ayný sorunla ilgili deneylere 1858’de baþladý ve araþtýrmalarýnýn ancak 8 yýl sonra sonuca ulaþtýrabildi. Baþarýsý, incelediði konuya elveriþli olan yönteminden kaynaklandý. Mendel bir yandan farklarýn az ve son derece belirgin olduðu bitki çeþitlerini (dev yada cüce, düz yada kýrýþýk bezelyeler) ayýrmayý öte yandan aktarýlan özelliklere göre sayýsal iliþkileri araþtýrmada istatistiðin henüz yerleþmiþ bir bilim dalý olmadýðý bir dönemde istatistik yöntemini benimsemeyi bildi.
Canlýlarda özelliklerin kuþaktan kuþaða geçiþi Mendel'in öteden beri ilgisini çekmiþti. Herkes yeni doðan bir yavrunun özelliklerinin anasýndan babasýndan aldýðý özelliklere baðlý olduðunu biliyordu ama bu aktarýmýn matematiksel bir izahý bir türlü açýlamamýþtý.
Bezelyelerle yaptýðý deneylerde bitkinin uzun boylu yada cüce, çiçeklerin ve yaprak koltuklarýnýn renkli yada renksiz, tohumlarýnýn sarý yada yeþil, düzgün yada buruþuk olmasý gibi karþýt özelliklerden birini kuþaklar boyu taþýyan saf soylar elde etmeyi baþardý. Ardýndan bunlarý kendi aralarýnda çaprazladý. Sonuçta gözle görülür ölçüde belirgin olan bu iki seçenekli özelliklerin saf soylar ile melez döllerde temel kalýtým birimleri aracýlýðýyla ortaya çýktýðýný ve her özellik için bir çift genin bulunduðunu öne sürdü.
Mendel bezelyeler konusundaki çalýþmasýna bu yanýtý bulmak amacýyla baþlar. Çalýþmasýný 2 çeþit bezelyenin sarý-yeþil buruþuk -düzgün yuvarlak-köþeli gibi yedi karþýt özelliði baz alarak yürütür. Buna göre boylu ve bodur türleri çaprazladýðýnda ilk kuþaðýn tamamen boylu olduðunu görür. Melez ürünü kendi içinde çaprazladýðýnda ise bu sefer yeni nesil bezelyelerin 3/4'ünün büyük kýsmýnýn boylu bir kýsmýný ise bodur olduðunu gözlemler. Buna göre 1064 bezelyenin 3/4'ü boylu 1/4'ü ise bodur oranýný vermektedir: Sayý büyüklüðünden kaynaklanan sapmalarý çýkarttýðýnda 3:1 oraný ortaya çýkar...Mendel , bu kuramý 1865'de sundu. Ancak maalesef hayattayken bu kuramýn dikkate alýndýðýný göremedi. 35 yýl sonra kuramýn özü Devries ve Wiessman gibi bilim adamlarýnýn çalýþmalarý olmasaydý Mendel'in bu çalýþmalarý belki de sonsuza kadar kapalý kapýlar ardýnda kalacaktý...Mendel, 6 Ocak 1884'de Brünn'de(Bügün Brno, Çek Cumhuriyeti) öldü.
6. Henry Darger

Keþfedilmeyi bekleyen sabýrlý bir adam; kullanýlmayý bekleyen fýrçasý, kalemi ve toplanmayý bekleyen yoldaki çöplerlerin oluþturduðu fantastik kurgular. Hayal mi? hayýr gerçek. Kýrýþmýþ yüzü ve hastane koridorlarýndaki paspasý ve tentürdiyot kokusu kadar gerçek.
Bir ‘janitor’, ayný zamanda dargerism’in ilham kaynaðý (öncüsü).
American Folk Art Museum yirminci yüzyýlýn önemli sanatçýlarýndan olan Henry Darger (1892–1973) ve takipçileri Amy Cutler, Jefferson Friedman, Antony Goicolea, Trenton Doyle Hancock, Yun-Fei Ji, Justine Kurland, Justin Lieberman, Robyn O’Neil, Grayson Perry, Paula Rego ve Michael St. John’a ev sahipliði yapmaktadýr.
Henry Darger (12 Nisan 1892 – 13 Nisan 1973) münzevi bir Amerikan yazar/sanatçý ayný zamanda Chicago’da bir hastane bakýcýsýdýr. Ölümünden sonra 15,145 sayfalýk fantastik metnin keþfiyle ün kazanmýþ ve birçok sanatçý ve müzisyenlere kaynak olmuþtur.
‘The Story of the Vivian Girls, in What is Known as the Realms of the Unreal, of the Galndeco – Angelinnian War Storm, Caused by the Child Slave Rebellion’ ve bununla birlikte yüzlerce sulu boya ve eskiz çalýþmalarý ile Darger zaman içinde ‘Outsider Art’ýn ilerlemesinde önemli bir role bürünmüþtür.
1892 de doðmuþ ve dört yaþýndayken annesini kaybetmiþtir. Kardeþlerini hiç görmemiþ sadece babasýyla yaþam mücadelesi vermektedir. 1900 da babasý St. Augustine’in Katolik misyoner evine alýnmýþ Darger ise Katolik okulunda yatýlý olarak hayatýna devam etmiþtir. Babasýndan da ayrýlýnca yalnýzlýða fazlasýyla bürünen bu çocuk 1905’te babasýnýn ölüm haberini aldýktan sonra hayata bakýþ açýsý deðiþmiþtir.
Okulda psikolojik sorunlar yaþadýðý gibi mazoþisttik bir durumda söz konusudur. Zaman içerisinde yaþadýklarýyla yaþýtlarýndan daha fazla olgunlaþýp hayata bir yetiþkinlerin gözünden bakmaya baþladýðý gibi içindeki çocuk ruhunu bastýramamýþtýr. Yaptýðý irrite davranýþlar ve kaçma çabalarýnda ise aðýr cezalandýrmýþtýr. On altý yaþýnda bunlarý artýk kaldýramayacaðýný fark ettikten sonra Chicago’ya geri döner ve babaannesinin maddi yardýmý ile bir hastanede iþ bulur. Burada hastanenin temizliði ile görevlendirilmiþtir. Darger hayatýnýn geri kalan 50 yýlýný bu hastanede hademelik iþine devam edecektir. Her gün kiliseye gider ve dönüþte ise yolda bulduðu çöpleri toplar evine getirirdi.
1930’da Chicago’nun Kuzey kesiminde ikinci katta bir odaya taþýnýr ve gizemli hayatýný burada sürdürmüþtür.
Ev sahipleri Nathan ve Kiyoko Lerner Darger’ýn ölümünden kýsa bir süre önce bu gizemli yeteneði keþfeder ve yayýmlarlar. Ancak Darger kendi ününün meyvesini yiyemeden hayata gözlerini yummuþtur.
Darger’ýn eserlerinin temelinde dinsel temalar ve çöplerden topladýðý haberler ve resimler yer almaktadýr. ‘In the Realms of the Unreal’ (Gerçeküstü Diyarlarda) isimli eserinde dünyanýn ay gibi bir gezegenin yörüngesindedir ve herkes Hýristiyan hatta Katolik’tir. Hikâyelerinin çoðu Robert Vivian’ýn yedi güzel prensesleri ve onlarýn maceralarý üzerine betimlenmiþtir. Savaþ, sevgi ve beraberliði konu alan bu yapýtlar aslýnda Darger’ýn ne kadar yalnýz olduðunu göstermektedir.
Ölümüyle birlikte popüler kültürü etkileyen Darger özellikle 90lý yýllara damgasýný vuran sanatçýlar arasýnda yer almýþtýr. Birçok görsel sanatçý ve söz yazarlarý Darger’ýn imgelerini kullanmýþ ve eserler ortaya çýkarmýþtýr.
Darger kendini keþfetmiþ ve Snakefinger – Philip Lithman Roth, Autumn to Asher “Placentapede”, Ýndie rock band… And You Will Know Us by the Trail of Dead – Segue, (sanatçý/aktivist) Paul Chan ve hatta daha birçok akademik eðitim görmüþ sanatçýlara ilham kaynaðý olmuþtur.
Folk Art Museum’un seyirciyle buluþturduðu Henry Darger ve on bir sanatçý sadece fantastik rüyalarýn mistik atmosferini resmetmiþ deðil ayrýca iyilik kötülük, basitlik ve karmaþýklýk ve hatta ihlal edilen sessizliði de ‘outsider art’ olarak bizlere sunmuþtur.
‘Dargerism’ nasýl kendini keþfeden ve yetiþtiren bir ‘janitör’un yeni bir akýma öncü olmasýný tanýmlamaktadýr. Bu tanýmlamayý da Henry Darger'dan baþkasý yapmamaktadýr.
5. Henry David Thoreau
“The country knows not yet, or in the least part, how great a son it has lost”

Henry David Thoreau (12 Temmuz 1817 Concord, Massachusetts'de doðdu - 6 Mayýs1862 ayný yerde öldü), Amerikalý yazar, düþünür ve çevreci.
Hayatý
1817 yýlýnda Massachusetts eyaletine baðlý Concord'da doðdu. Harvard Üniversitesi'nden 1837 yýlýnda mezun oldu. Hiçbir zaman geleneksel bir öðrenci olmamýþtý, okul yýllarýnda transendentalizme ve Ralph Waldo Emerson'a olan ilgisi baþladý. Harvard'dan mezun olunca bir süre babasýnýn dükkanýnda çalýþtý, daha sonra bir okulda öðretmenlik yaptý. Düþüncesel anlamda fazlasýyla etkisinde kaldýðý, ve ömür boyu dostu olacak Emerson 1841'de onu evine davet etti, ve Thoreau 1843'e kadar sýk aralýklarla Emerson'da kaldý. Emerson'ýnýn asistaný gibiydi, The Dial isimli transendentalist dergiye þiir ve nesirleri ile katkýda bulundu. 1845 yýlýnda Concord þehrinin dýþýnda bulunan Walden Gölü kýyýsýnda, Emerson'a ait olan bir arazinin üstüne bir kulübe inþa etti. Burada geçirdiði iki yýlýn meyvesi olarak "Walden" kitabýný yazdý. Walden gölünün kýyýsýnda geçirdi doðayla bütünleþik ama yalnýz iki yýlýn bir diðer meyvesi de, 1849'da yayýnlanan, "A Week on the Concord and the Merrimack Rivers" (Concord ve Merrimack Irmaklarý Üzerinde Bir Hafta) idi. Thoreau'nun saðlýðýnda yayýmlayabildiði sadece bu iki kitabý vardýr. Diðer eserleri ve günlükleri ölümünden sonra yayýnlanmýþtýr.
akýmlarýndan biri olan 1854'de yayýnladýðý baþyapýtý "Walden" Amerikanýn en önemli entelektüelNew England Transendentalizmi için bir örnek eserdir. Eserde yer alan çevre konusundaki düþünceler ise modern çevreciliðin ve çevre korumanýn en önemli satýrlarýdýr diyebiliriz. Amerikan düþünce tarihi, transendentalizm ve naturalizmde býraktýðý izler ne kadar önemliyse, "Sivil Ýtaatsizlik" (Civil Disobedience, 1849) isimli makalesi de siyasi tarihe býraktýðý iz de o kadar önemlidir. Meksika savaþý yüzünden, ki ona göre bu savaþ sadece köleliði geliþtirmek içindi, ödemeyi reddettiði vergi sonucu hapiste geçirdiði bir gece, onun "Sivil Ýtaatsizlik" isimli makalesini yazmasýna neden olmuþtur. Daha sonralarý Gandhi'nin en büyük ilham kaynaðý olacak bu makale Thoreau'nun belki de en ünlü eseridir. Gandhi'nin dýþýnda Tolstoy ve Martin Luther King gibi önemli isimler de Thoreau'nun düþüncelerinden ve eserlerinden ilham almýþlardýr.
Thoreau, 1862'de, birkaç küçük gezi ve Harvard'daki öðrencilik dönemi dýþýnda hiç ayrýlmadýðý Concord þehrinde, geçirdiði tüberküloz yüzünden vefat etmiþtir. Bütün eserleri 20 cilt halinde 1906'da basýlmýþtýr.
Henry David Thoreau ve Sivil Ýtaatsizlik
Thoreau, kölelik muhalifi harekete dikkat çekmek için "kelle vergisini" ödemeyi reddedip hapse girmiþti. Kölelik karþýtý hareketin önde gelen isimlerinden Ralph Waldo Emerson, ona neden içeriye girdiðini sorduðunda cevabý "Sen ne diye girmedin?" oldu.
1817 yýlýnda Amerika'nýn Concorde kasabasýnda doðan Henry Thoreau, 1946 yýlýnda "kelle vergisi"ni ödemeyi kabul etmediði için bir geceliðine cezaevine girdi.
Thoreau, kelle vergisini ödemesini isteyen yerel polis Sam Staples'in bu isteðini yerine getirmedi. Üstelik, Staples'in, "paraya sýkýþýksan vergini ben ödeyebilirim"önerisini de geri çevirdi . Thoreau, vergisini ödememesini "bir ilke sorunu" olarak açýklayarak, vergi ödeyerek köleci bir devletin iþini kolaylaþtýrmak istemediðini belirtti. Devlet memuru olduðunu ve yasalarý uygulamak zorunda olduðunu anlatan Staples'e önerisi de netti üstelik:
"Olup bitenden hoþlanmýyorsan istifa et."
Geliþmeler karþýsýnda cezaevine konulan Thoreu'nun amacý, tutuklanarak içeri girmek ve böylece dikkatleri kölelik karþýtý harekete çekebilmekti. Ancak, bir gece cezaevinde kalan Thoreu'nun borcu bir yakýný tarafýndan ödendi ve Thoreu serbest býrakýldý. Thoreu'nun geliþmeler karþýsýndaki tavrý da netti:
Vergi borcunu kendisi ödemediði için cezaevinde kalmasýnýn hakký olduðunu söyledi. Ancak, çýkmazsa zorla çýkartýlacaðý yanýtýný alýnca, mecburen dýþarýya çýktý.
Olaydan sonraki ilk görüþmelerinde, kölelik karþýtý hareketin önde gelen isimlerinden Ralp Wald Emerson , kendisine neden içeriye girdiðini sorduðunda yanýtý da oldukça anlamlýydý: "Sen ne diye girmedin?"
Thoreu, cezaevinden çýktýktan sonra eylemlerini ve cezaevine giriþ öyküsünü merak eden kasaba halkýna konferanslar verdi. Thoreu'nun bu konferanslarda anlattýklarý daha sonra 'Resistance To Civil Government' baþlýklý bir manifestoya dönüþtü. Bu manifesto Türkçeye de, "Sivil itaatsizlik" baþlýðýyla çevrildi.
Saðlýðýnda "Concorde ve Merrimack Irmaklarý Üzerinde Bir Hafta" ve "Walden" adlý kitaplarýný yayýnlayabilen Thoreu yazýlarýný genellikle "The Dral" dergisinde yayýnladý. Thoreu, 1862 yýlýnda tüm hayatýný geçirdiði Concorde kasabasýnda öldü.
4. Edgar Allan Poe

Þair ve öykü yazarý Edgar Allan Poe, 7 Ekim 1849'da 40 yaþýndayken hayata veda etti.
19 ocak 1809'da Boston'da dünyaya gelen ve üç yaþýnda anne-babasýný kaybeden Poe'nun yaþamý hiç kolay olmamýþtý. Bir aile tarafýndan evlat edinilen Poe'nun huzursuz ruhu ve uygun sayýlmayana olan ilgisi, bir gölge gibi yaþamý boyunca onu izledi.
Yaþadýðý trajedilerin etkisiyle mi karanlýk ruhlarý anlattý, yoksa anlattýðý karanlýk ruhlar yaþadýðý trajedinin edebiyata yansýmasý mýydý bilinmez ama trajedinin, yaþamýnýn her evresinde onu bir þekilde pençesine adýðý kesindir.
Gençlik çaðlarýndaki asi davranýþlarýndan dolayý eðitimini tamamlayamayan Poe, önce kumar oynadýðý gerekçesi ile üvey babasýnca üniversiteden alýndý, ardýndan girdiði askeri okul West Point'ten atýldý.
Tam yaþamýnda huzur ve denge aradýðý dönemde kuzeni Virginia ile karþýlaþtý ve ona aþýk oldu. Büyük aþký evlilikle sonuçlanmýþsa da Virginia'nýn vereme yakalanmasý ve ölümü Poe'yu hýzla alkole ve delilik nöbetlerine sürükledi.
Bu dönemde yazdýðý birçok eseri dünya edebiyatýnýn unutulmazlarý arasýna girdi. Poe, karýsýnýn ölümüne ancak yedi yýl dayanabildi ve 40 yaþýndayken Baltimore-Maryland'de hayata veda etti.
Edgar Allan Poe, eserlerinde korkuyu alýþýlmadýk bir biçimde ele alýr. Korku çirkin yaný ile deðil ürpertici yaný ile adeta okurun karþýsýna dikilir. Mistizm, reenkarnasyon ve günahýný çekme eserlerinin ortak özelliðidir.
Hikayeleri, þiirleri ve özellikle 'Arthur Gordon Pym'in Maceralarý', 'Kýzýl Ölümün Maskesi', 'Morgue Sokaðý Cinayeti' ve 'Siyah Kedi' en önemli eserleri arasýndadýr.
Tiyatrocu bir çiftin oðlu olarak 19 Ocak 1809'da Boston'da dünyaya geldi, ama iki yaþýna geldiðinde annesini kaybetmesi üzerine John Allan tarafýndan evlat edinilen Edgar, 1815 yýlýnda Allan’lar ile birlikte Ýngiltere’ye taþýndý. Ýlk ve orta okul hayatýný burada geçiren Poe, 1820 yýlýnda tekrar Amerika’ya taþýndý. 1826 yýlýnda Virginia Üniversitesi’ne giren Poe, burada ancak 10 ay okuyabildi. 1827 yýlýnda da Edgar A Perry adýyla Amerikan ordusuna yazýldý ve öncük birliklere katýldý. Bu sýrada “Tamerlane ve Öteki Þiirler” i yayýnlandý.
1829’da ordudan ayrýlarak Washington’a taþýndý ve yine o yýl “Al Araf”ý yayýmladý. Gezgin hayatý Clemm’lerle tanýþana kadar süren Poe, 1831 yýlýnda Baltimor’a yerleþti. 1833 yýlýnda "The Baltimore Saturday Visitor"ýn açmýþ olduðu yarýþmada ilk ödülünü "Þiþedeki Mesaj"la kazandý. "Southern Literary Massenger"da editör yardýmcýlýðýna baþlayan Poe, 1836 yýlýnda Bayan Clemm’in 13 yaþýndaki kýzý Virginia ile evlendi. Bu evlilikten bir yýl sonra tekrar yollara düþen Poe Newyork’a taþýndý ve burada 1838'de 'The Narrative of Arthur Gordon Pym' adýndaki tek romaný yayýmladý.
Poe denince akla ilk gelenlerden biri "Annabel Lee" adlý þiiridir. Hayatý boyunca çoklukla öykü yazmýþ olan yazarýn "Raven/Kuzgun"u olay yaratýr. Edgar Allan Poe'nun þiirleri ve öykü yazarlýðýnýn yaný sýra edebiyat eleþtirmenliði de çok önemlidir. Antik çaðlarýn üç birlik kuralý temelinde modern edebiyat kuramý oluþturmasý, onun daha sonra Fransýz simgeci þairleri tarafýndan öncü sayýlmasýna neden oldu. 'Philosophy of Composition' (Tümleme Felsefesi) baþlýklý denemesi 19. yüzyýl sonu, 20. yüzyýl baþýnda yaþayan þairlerin büyük esin kaynaðý olmuþtur. Poe ise esin kaynaðýný romantizmin gizemciliðinde bulmuþtur. Poe'nun dünya edebiyatýnýn kapýlarýný "pulp" kavramýna açan kiþi olduðu söylenir. Bir dönem üçüncü sýnýf edebiyat olarak kabul edilmiþ fantastik, gotik ve hatta polisiyenin fikir babasýdýr Poe. Dehþeti, korkuyu, insanýn içindeki sýrlarý, kötülüðü, çaresizliði anlatmayý denemeyen tek bir yazar yoktur ki Poe'dan etkilenmemiþ olsun.
1840’ta Gülünç ve Arabesk Öyküler’i yayýmlayan Poe, 1841 yýlýnda da Graham’s dergisinin editörü oldu. Poe burada da ancak bir yýl çalýþtý ve tekrar Newyork’a taþýnarak “New York Evening Mirror’da asistan olarak çalýþmaya baþladý. 1845’te “Kuzgun”u yayýmladý. 1847’de karýsý ölen Poe, özellikle onun hayatýnda önemli bir yere sahip olacak olan Sarah Helen Whitman ile tanýþtý. Bayan Witham’ýn çok etkisinde kalan Poe, Kasým 1848’de intihara kalkýþtý. Artýk hayatýndaki insicam bozulmaya baþlamýþtý. Temmuz 1848’de delilik nöbetleri geçirti. Bu aralar Þiir Sanatý Kuralý yapýtýnýn yayýmladý. Ve bu kitabýn yayýmlanmasýndan iki ay sonra da bilinmeyen nedenlerden kendinden geçmiþ bir biçimde bulundu ve Washington Üniversitesi Hastanesi’ne kaldýrýldý. Bilincini kazansa da nöbetleri geçmide ve gitgide daha büyük acýlar içinde kaldý. Hayatý boyunca ne maddi sýkýntýdan ne de eleþtirmenlerin hýrpalamalarýndan kurtulamamýþ, ölümüne dayanamadýðý eþinden iki yýl sonra 7 Ekim 1849'da, 40 yaþýnda iken veda etmiþtir hayata. Baltimore'da gömülüdür.
Son sözlerinin 'Rabbim, ruhuma yardým et' olduðu söylenir. Mezar taþýnda ise 'Dedi kuzgun: Hiçbir zaman' yazar.
3. Emily Dickinson

Emily Elizabeth Dickinson, (10 Aralýk 1830 – 15 Mayýs 1886) ABD’li kadýn þair.
Massachusetts eyaletindeki Amherst kentinde doðdu. Babasý kentin önde gelen avukatlarýndan ve politikacýlarýndandý. Dedesi de orada birkaç okul kurmuþ biriydi. Kendisi de, kýzkardeþi de evlenmediler ve aileleriyle birlikte yaþadýlar. Emily, yaþamý boyunca pek seyrek olarak Amherst’ten çýkmýþtýr. Yakýnlardaki bir okula devam etmiþ, bir kez Washington’a, ve iki-üç kez de Boston’a gitmiþtir. 1862′de tümüyle eve kapanmýþ, en yakýn arkadaþlarýyla bile ölünceye deðin bir daha hiç görüþmemiþtir. Kapandýðý odasýnda kendisini yazmaya vermiþtir. Ýlk mektuplarý ve kendisiyle ilgili betimlemeleri, canlý bir ruha sahip çekici bir kýzý yansýtmaktadýr. Daha sonra dünyadan elini eteðini çekmesinin nedeninin umutsuz bir aþk deneyimine dayanýyor olabileceði eleþtirmenlerce düþünülmektedir. Dýþ dünyayla olan iliþkisi ve deneyimleri sýnýrlý olsa da, yazýlarýnda yaratýcý ve imge gücü yüksek bir edebiyatçýdýr.
Emily Dickinson ilk þiirlerini yazmaya baþladýðýnda, neredeyse hiçbir eðitim almamýþtý. Henüz Shakespeare’i ve klasik mitolojiyi bilmiyordu. Ýlk baþlarda daha çok Elizabeth Browning ve Bronte Kýzkardeþler gibi kadýn yazarlarla ilgileniyordu. Bu arada, Ralph Waldo Emerson’ý, Thoreau’yu ve Hawthorne’u da tanýyordu. Geleneksel anlamda dinle baðlantýlý birisi olmasa da, Ýncil’i inceledi ve pek çok þiirinde dinsel formlar kullandý.
Emily Dickinson, 1850 civarý. Bilinen tek ikinci fotoðrafýdýr. Emily Dickinson Müzesin’deki uzmanlar resmin otantikliðini red etmiþlerdir.Yaþamýnýn deðiþik dönemlerinde ona esin kaynaðý olan ya da öðretmenlik yapan insanlar, özellikle erkekler olmuþtur. Ýlki babasýnýn avukatlýk bürosunda çalýþan genç bir avukat olan Benjamin Newton’dýr. Kendisi Emily Dickinson’ýn yazýnsal duyarlýðýnýn ve kültürünün geliþmesine katkýda bulunmuþtur. Dickinson, onunla ilgili olarak daha sonralarý, “Bana ölümsüzlüðü öðreten bir dost” diye yazacaktýr.
Emily Dickinson’un sonraki öðretmeni, evli bir din adamý olan Charles Wadsworth’tür. Dickinson’un entelektüelliðine katkýsý olmuþ ve dýþ dünyayla iliþkisinin artmasýný saðlamýþtýr. Yazdýklarýndan, ona yönelik karþýlýk göremediði bazý duygular beslediði anlaþýlmaktadýr. 1862′de evine geri dönmüþ ve Wadsworth’ü tanýmadan önceki haline göre daha içine kapalý bir kiþiliðe bürünmüþtür. Wadsworth’ün, þiirlerinde geçen sevgili olduðuna iliþkin yazýn çevrelerinde güçlü bir görüþ birliði vardýr.
Evine kapandýðý için, o sýralarda ABD’de sürmekte olan iç savaþ onu pek etkilememiþtir. Ýnzivadayken yazdýðý þiirlerin bir bölümünü dönemin önde gelen eleþtirmenlerinden ve yazarlarýndan olan Thomas Higginson’a göndermiþtir. Higginson, þiirlerini okuyarak, beðendiðini, ama serbest bir biçem kullanmak yerine daha geleneksel þiir anlayýþýna yönelmesi gerektiðini belirten bir yanýt yazmýþ ve þiirlerini bu öneri doðrultusunda düzeltmesini önermiþtir. Dickinson, bu önerileri dikkate almayarak, daha da içine kapanmýþtýr. Yaþarken yalnýzca yedi þiiri basýlmýþtýr.
Yaþamýnýn son yýllarýnda artýk eve pek ziyaretçi de kabul etmemiþ, ancak arkadaþlarýyla olan iliþkilerini onlara mektuplar ve küçük hediyeler gönderme yoluyla sürdürmüþtür.
1886′daki ölümünden sonra odasýna giren kýzkardeþi, odasýnda ondan kalan 1.800 kadar þiir bulmuþtur. Ölümünden sonraki dört yýlda, yani 1890′a deðin, þiirlerinin neredeyse tamamý yayýmlanmýþtýr.
1920'lerde ise, ABD’deki en çok sevilen þairlerden biri olmuþ ve ünü bugüne deðin sürmüþtür.
2. Franz Kafka

(D. 3 Temmuz 1883, Prag, Avusturya-Macaristan Ýmparatorluðu – Ö. 3 Haziran 1924 Kierling, Viyana)
Moden dünya edebiyatýna, belki de en çok tartýþýlan, yorumlara sýðmayan ve biçim yönünden edebiyat akýmlarýna yerleþtirilmesi zor eserler býraktý.
Kafka’nýn babasý, taþralý Çek proletaryasýndan geliyordu. Evlendikten sonra zengin bir tüccar olmayý baþardý. Annesi ise varlýklý, aydýn bir Alman Yahudi ailesinden geliyordu. Edebiyat tarihçileri Kafka’nýn huzursuz, çekingen, alýngan, iletiþim kurmakta güçlük çeken duygulu kiþiliðini, Yahudi asýllý, Almanca konuþan bir Çek oluþuna; bu sosyal ve kültürel çevrede yaþadýðý yabancýlaþmaya baðlarlar. Aile Prag’daki Alman topluluðuyla kaynaþmaya çalýþmýþ, Kafka’nýn üç kýz kardeþi Alman okullarýna gitmiþ, Kafka Almanca’yý anadili olarak kullanmýþtýr.
1901’de Kafka babasýnýn zoruyla Prag Üniversitesi’nde hukuk öðrenimine baþladý; bir yandan da sanat tarihi ve Alman edebiyatý derslerine giriyordu. 1906’da hukuk doktorasýný tamamladý. Önce stajýný yaptý. 1907’de o zamanlar çok ünlü Assicurazioni Generali adlý Ýtalyan sigorta þirketinde çalýþmaya baþladý. Ýleride eserlerini yakýlmak üzere býrakacaðý Max Brod ile bu yýllarda dostluk kurdu, onun sayesinde Prag edebiyat çevrelerine girdi. Felix Qeltsch, Oskar Baum, Gustav Janouch ve Franz Werfel gibi edebiyatçýlar ile tanýþtý.
1908-1912 yýllarý arasýnda siyasal ve toplumsal olaylara ilgi duymaya, sýk sýk önemli Çek siyaset adamlarýnýn toplantýlarýna gitmeye baþlamýþtý. Yahudilikle ilgilenip Ýbranice öðrenmeye de bu yýllarda yöneldi. Max Brod ile birlikte Riva, Paris, Weimar ve Ýtalya gezileri yaptý. 1912 ile 1914 arasýnda Felice Bauer ile iki kez niþanlanmasýna raðmen, onunla evlenemedi. Bu iliþkiden geriye 500’ün üstünde mektup kaldý. Bu mektuplar Kafka’nýn ölümünden uzun yýllar sonra ilk kez 1967’de yayýnlandý.
1914’te patlak veren 1. Dünya Savaþý’nda zayýf bünyesi nedeniyle askere alýnmadý. Bir yandan yazar olarak tanýnmaya baþladýðý yýllardý bunlar. 1915’te Carl Sternheim kendisine verilen Fontane Ödülü’nü Kafka’ya aktarýlmasýný istedi.
1917, Kafka’nýn kötü haberi aldýðý yýldý. Vereme yakalanmýþ, hayatýnýn akýþý altüst olmuþtu. 1920’de Milena Jesenka ile mektuplaþmaya baþladý. Kafka’nýn Almanca yazdýðý eserleri Çek diline çevirmek için ondan izin isteyen Milena, Kafka’dan 12 yaþ küçüktü ve evliydi. Bir araya gelmeleri imkânsýz olan bu iki insan uzun yýllar mektuplaþtýlar. Milena’ya yazdýðý mektuplar, týpký daha önce Felice Bauer’e yazdýklarý gibi, dilimize de çevrilmiþlerdir.
Saðlýðýnýn kötüye gitmesi üzerine 1922’de emekliliðini isteyen Kafka, Dora Diamant adlý 20 yaþýnda bir kýzla iki yýllýk kýsa bir mutluluk yaþadý. 1924’te de Viyana yakýnlarýndaki Kierling Sanatoryumu’nda hayata gözlerini yumdu.
1912 öncesi yazdýðý, erken dönem yapýtlarý Bir Savaþýn Tasviri, Taþrada Düðün Hazýrlýklarý gibi uzun öyküleriyle birlikte bir dizi kýsa düzyazýdýr.
Kafka’nýn hayatý baþtan sona güçlü ve sert bir baba imgesinin gölgesinde geçmiþ, babasý ile aralarýnda hiçbir zaman Kafka’nýn özlediði iliþki kurulamamýþtý. Babasýna yazdýðý 61 sayfa uzunluðundaki mektupta, bu süper-ego baskýsý bütün çýplaklýðýyla gözler önüne serilir. 1912’de bir gecede yazdýðý Hüküm (Yargý) adlý öykünün odaðýnda bir baba oðul iliþkisi vardýr. Ayný yýl Dönüþüm (Deðiþim) Kafka’nýn en çarpýcý uzun öyküsü olarak okura sunulur.
Kafka’nýn ilk romanýnýn birinci bölümü, Kayýp adý altýnda 1913’te yayýnlanmýþ, roman Kafka’nýn ölümünden sonra, Amerika adý altýnda, tamamlanmýþ haliyle okura sunulmuþtur.
Kafka ikinci büyük romaný Dava’yý, Felice ile niþanýný ikinci kez bozduðu 1914 yýlýnda yazmaya baþlar. Ceza Sömürgesi de ayný yýl kaleme alýnmýþtýr. 1922’de yazmaya baþladýðý Þato da tamamlanmadan kalmýþtýr.
1. Vincent van Gogh

Vincent Van Gogh, bir papazýn oðlu olarak 1853 yýlýnda Hollanda’nýn güneyinde bir köyde dünya’ya geldi. 19.yüzyýlýn yazgýsý en trajik sanatçýlarýndan biri olan Van Gogh, içinde sürekli bunaltýlar yaþar ve hiçbir iþe yaramadýðýna olan inancý, bir þeyler yapma, bir çýkýþ bulma isteðidir bunaltýlarýnýn nedeni. Acý çeker, mutsuzdur, huzursuzdur ve yalnýzdýr ama resimleriyle neþe ve sevinç uyandýrmak istemiþ, acýlarý sevince, hüzünleri neþeye ve yalnýzlýðý birlikteliðe döndürmeye çalýþmýþtýr.
Ýnsanlarýn yalnýzlýk, hüzün ve acý içindeki hallerinden etkilenip bunlarý da resimlerinde yansýtmýþtýr. Acý çekenlere ilgi duymuþtur; içinde yaþadýðý dünyada kendisini uyumsuz hisseden bütün melankolikler gibi. Mutsuz olmasý yalnýzlýðýndandýr. Hiçbir zaman hiçbir þeyi baþaramayacaðýna olan inancý, kendisinden kuþku duymasý, trajik yazgýsý, yaþamýna son vermesidir onu melankolik yapan.
Dünyada kendisini alçalmýþ, sevgilerden uzaklaþmýþ görmüþtür Van Gogh. Yararsýzlýðýnýn kendi elinde olmadýðýný, yazgýnýn çizdiði olaylar dizisi sonucu bir kafese týkýldýðýný, bir þeyler yapmak istediðini ama bunun yolunu bulamadýðýný yazar Theo’ya mektuplarýnda. Daha sonra yapacaðý iþi bulmuþ ve kendini tamamýyla ona adamýþtýr büyük bir coþkuyla.
“Acý duymak gülmekten iyidir, zira acý insanýn yüreðini arýtýr. Ýnsanlarý diri diri gömercesine kilitleyip çevrelerinde duvarlar örenin ne olduðu bilinmez ama yine de bir takým duvarlarýn, tel örgülerin, demir parmaklýklarýn varlýðý hissedilir. Bütün bunlar bir kuruntu, bir hayal midir? Sanmýyorum. Ve insan kendi kendine sorar; Tanrým bu uzun süreli mi, temelli ve herkes için geçerli olan bir ebediyet midir?”
Ýlk dönem karakalem çalýþmalarýnda maden iþçilerini, köylüleri ele almýþ, patates yýðýnlarý, dokuma tezgahý gibi konularý iþlemiþ bir yandan da kasvetli gökler ve koyu renklerle iç karartýcý manzaralar resmetmiþtir. Patates Yiyenler tablosu bu kasvetli ve iç karartýcý dönemini simgeler ( Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). 1885 tarihli resimde iç mekanda günlük yaþam konu edinilmiþtir. Ýþçiler kendi ektikleri patatesleri paylaþarak yerken gösterilmiþlerdir. Tek ýþýk kaynaðý yukarýdan sarkan bir lambadýr. Lambanýn ýþýðý patatesleri aydýnlatýr. Resmin genelinde ayný renk ve tonlar hakimdir. Yeþilin ve kahverenginin koyu tonlarý. Patatesin tozlu rengini elde etmeye çalýþýyordu. Bütün resme hakim olan renk yabani patates rengiydi. Resmin kasvetli ve karanlýk görünümü ve insanlarýn yüzleri, yoksulluðu melankolik bir atmosfer yaratýyor. Bu tür insanlarý gözlemleyen Van Gogh da yoksulluðun ne demek olduðunu biliyordu Bu dönemlerde kardeþine yazdýðý bir mektupta ” Böyle devam ederse hedefime varamayacaðým. Bu kadar uzun zaman aç kalmasaydým bünyem daha kuvvetli olurdu. Fakat her seferinde daha az çalýþmak ya da aç kalmak þýklarýndan birini seçmem gerektiðinde ben hep aç kalmayý tercih ettim. Bir insan buna nasýl dayanabilir? Açlýðýn etkisini resimlerimde öylesine görebiliyorum ki geleceðim için kaygýlanýyorum”.
1882 tarihli Hüzün adlý taþbaskýsýnda oturan çýplak bir kadýn tasvir edilmiþtir (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Kadýnýn baþý dizine doðru eðilmiþtir ve kollarý arasýnda kalmýþtýr. Koyu renk uzun saçlarý çýplak sýrtýndan aþaðýya dökülmektedir. Saçlar ten rengiyle kontrast oluþturur. Figürün dýþ hatlarý belirginleþtirilmiþtir. Kollarý arasýnda kalan yüzü görülmez ama büyük ihtimalle aðlamaktadýr ya da üzgün bir ifade içindedir. Tek baþýna býrakýlmýþ, çaresiz bir durumu vardýr. Kederleriyle birlikte yapayalnýzdýr, itilmiþtir. Kederin dokunaklý bir ifadesine tanýk oluyoruz. Buradaki kadýn Van Gogh’un birlikte yaþadýðý alkolik, gebe ve fahise Sien’dir. Bu resmin bir de karakalemle yapýlmýþ deseni vardýr.
Van Gogh’un 1890 yýlýnda Sonsuzluðun Eþiðinde - 1890- adlý resminde de yine kederler içindeki bir insanýn tasviri vardýr (Rijksmuseum Kröller Muller, Otterlo ). Resimde sandalye üzerinde oturan mavi pantolon ve gömlekli yaþlý bir adamýn derin acýsý yansýtýlmýþtýr. Yaþlý adam yumruk yaptýðý elleriyle yüzünü kapamýþ, dirseklerini bacaklarýnýn üzerine dayamýþ ve öne doðru eðilmiþtir. Gözleri ve yüzü görünmüyor ama o da aðlamaklý ve yýkýlmýþ bir durumdadýr. Yine ayný yýl yaptýðý Doktor Gachet’in Portresi -1890- adlý resimde de masaya dirseðini dayamýþ oturan bir adam görülür (Musee du Jeu de Pavme,Paris). Beyaz kasketli figürün yumruðu yanaðýnda be baþýný destekler. Düþünceli ve kederli görünümlü Doktor Gachet’in kendisine sinirli olduðu kadar hasta göründüðünü de belirtir Van Gogh. Figürün yüzünde melankoli, hüzün, çaresizlik ve umutsuzluk hakimdir. Bu hüzün resmin her yanýna yayýlýr. Bütün renkler ve çizgiler bu melankolik atmosfere uyar. Figürün çizgileri kasvetli görünümü izler ve bu duygusal ruh halini açýða vurur. Üzerindeki lacivert ceket ve arka planýn koyu mavi rengi ve yüzün solgunluðu ifadeyi güçlendirir.
van Gogh resimde kendini yaþamdan koparýp alacak yolu arýyordu. Coþkusunu, içinde kopan fýrtýnalarý, hüzünleri, aþýrý hislerini portrelerine yansýtan ikinci bir ressam daha yoktur. Kendisiyle sürekli hesaplaþan, bir türlü emin olamayan, bir baþkasýnýn eline bakmaktan dolayý sürekli ezik ve hassas olan ama gittiði, inandýðý yoldan vazgeçmeyen, çevresindekiler tarafýndan anlaþýlamamýþ bir Van Gogh. Acýlarýyla, mutsuzluðuyla, huzursuzluðuyla, arayýþlarý, hýrsý, coþkusu, sonsuz yalnýzlýðý, sevgiye açlýðý, yoksulluðu, yaptýðýna duyduðu saygý, kýsa yaþantýsýna sýðdýrdýðý onca yapýtý, erkek kardeþi Theo’ya yazdýðý mektuplar, hastalýðý, krizleri, bir tas çorba ile boya tüpü arasýndaki seçimleri onu Van Gogh yapanlar. “Çoðu zaman 30 yaþýnda olduðuma inanamýyorum. Çok daha yaþlý hissediyorum kendimi. En çok beni tanýyanlarýn çoðunun bana ‘rante’ gözüyle baktýklarýný düþündüðümde ve bazý þeyler deðiþmezse belki de haklý çýkacaklarýna inandýðýmda içim kararýyor, sanki bu þimdiden gerçekleþmiþçesine bir umutsuzluða kapýlýyorum”
Ren Nehrinde Yýldýzlý Bir Gece -1888- adlý manzarasýnda yýldýzlý gecenin tasviri göz kamaþtýrýcýdýr. Iþýk saçan yýldýzlar, kýyýdan denize vuran yapay ýþýklar ve lacivertle mavi tonlarý resmin bütününe yayýlýr. Ön planda yürüyen bir çift görülür. Buradaki ve baþka resimlerinde görülen çiftlerden erkek olaný kýzýl saçlý olarak tasvir edilmiþtir. Hayatý boyunca yalnýz olan ressam gerçek hayatta asla bulamadýðý eþini resimlerinde hep yanýnda çizmiþtir. Figürler manzarada çok küçüktür ve yüzleri seyredene dönüktür. Bir mektubunda ” Gece manzaralarýný ve gece ortamýnýn özelliklerini, gecenin gerçek karanlýðý içinde ve yerinde tuvale aktarma sorunu beni her taraftan kuþatmakta” diye yazmýþtý. Gökyüzündeki yýldýzlara gitmek için ölümün bir araç olduðunu belirtir. Ölümle ulaþýlan yýldýzlarýn eriþilir olabileceðini düþünüyordu. Gece karanlýktýr, korkudur, ölümdür, uykudur, yalnýzlýktýr, hüzündür.
Bulutlu Göðün Altýndaki Buðday Tarlasý -1890-resmi için “bunlar kasvetli gökyüzünün altýnda uzanan uçsuz bucaksýz buðday tarlalarý…derin kederi ve sonsuz yalnýzlýðý ifade etmekte zorlanmadým” diye yazar Theo’ya mektubunda. (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Ancak ona göre üzüntü ve üzgün yine de iyileþtiricidir ve neþelidir. Resmin yarýsýndan çoðunu kaplayan koyu mavi tonlarýn hakim olduðu gökyüzü altýnda sarýlar ve yeþiller beyazlarla ýþýklandýrýlmýþ tarlalar uzanmaktadýr. Önde birkaç küçük gelincik baþý vardýr. “Kanýmca somurtkan yeþil renkler toprak rengi tonlarýyla iyi bir uyum içinde; bunda saðlýklý ve bu yüzden itici bulmadýðým bir üzüntü havasý var”
Buðday Tarlasý ve Kargalar ‘ da -1890-yine kasvetli ve karanlýk bir gökyüzü tasviri vardýr (Vincent Van Gogh Museum, Amsterdam). Van Gogh bu resimle de yine kederini ve aþýrý yalnýzlýðýný iletmeye çalýþmýþtýr. Geniþ tarladan üç ayrý yol ayrýlýr. Seyreden resmin köþesinde veya tarlada patikanýn sonunun ve ufkun nerede olduðunun bilinmezliðiyle sarsýlýr. Geniþ açýk tarlalarýn normal perspektif kurgusu tersine dönmüþtür. Çizgiler resmin önünde buluþmak için ufuktan kaçar. Vincent bu resmi yaparken önünde malzemeleriyle ufka doðru yükselen iki yolun böldüðü buðday tarlasýnýn - üçüncü yol resmin sað alt köþesinde kalmýþtýr- karþýsýnda yere çökmüþ ve önce sola sonra saða iki kez ateþ etmiþti. Kara kuþlar ölümü çaðrýþtýrýr. Fýrtýnalý alçak gökyüzünde uçuþan kargalar ve gökyüzünde belirgin mor fýrça vuruþlarý izleyende yalnýzlýk ve keder duygularýný uyandýrýr. 29 temmuz 1890 da kendini vuran Van Gogh iki gün sonra ölmüþtür. Ölümünden sonra üzerinde bulunan kardeþine yazdýðý ama göndermediði mektupta ” kýsaca sanat uðruna hayatýmý tehlikeye atýyorum ve bu yüzden aklýmýn yarýsýný yitirdim” diye yazmýþtýr.
|