|
Tarihin baþlangýcýndan bu yana varolan bir gerçeðin analizi.
Zaman zaman ordunun ne kadar gerekli olduðu, orduya harcanan paranýn gereksiz bir masraf olup olmadýðý tartýþýlýr. Bu tartýþmayý yapmadan önce, ordularýn ne iþe yaradýðýna ve hangi ülkenin ne þekilde bir orduya sahip olmasý gerektiðine bakmak gerekir.
Genel anlamda bir ordu, bir devletin iç ve sýnýr güvenliðini saðlayan bir yapýlanmadýr. Kuvvete dayalý bir yapý olduðu için de, kötüye kullanýlmaya son derece elveriþlidir. Herhangi bir ülkede ordunun gerekliliði, mevcudu ve yapýlan harcamalar, o ülkenin þartlarýna ve ihtiyaçlarýna baðlý olarak deðiþir.

Geçmiþte ordular
Ýnsanlar, tarihin baþlangýcýndan itibaren, bugüne kadar hep savaþmýþlar. Doðadaki kaynaklarýn kýtlýðý, tüm canlýlarý rekabete iter. Bu, insanlar için de geçerlidir. Bu rekabet, insanlar ve insan gruplarý arasýnda çatýþmalara yol açmýþ, sonu gelmeyen bir mücadele verilmiþtir. Tarih boyunca kazanan taraf hep deðiþmiþ, ancak bir tek bir þey hep ayný kalmýþtýr; insanoðlunun bitmeyen üstünlük yarýþý.
Baþlarda, klan veya kabile içi olan bireysel rekabet, nüfus arttýkça grup halinde bir rekabete dönüþmüþ, insanlarýn yerleþik düzene geçmelerinden sonra ise amacý sadece savaþmak olan, küçük devletlere baðlý ordular kurulmaya baþlanmýþtýr. Daha sonra devletler büyüdükçe ordular düzenli ve daimi hale gelmeye baþlamýþtýr.
Ordular geçmiþte, medeniyetler, krallýklar ve imparatorluklar tarafýndan toprak kazanmak, sýnýrlarý geniþletmek amacýyla kullanýlmýþlar. Ayný þekilde, sadece sýnýrlarý korumak amacýyla da kullanýlýyordu. Saldýrgan veya savunmacý ordu rolünü etkileyen ise, ülkelerin ve ordularýnýn gücüydü. Zayýf olan güçlendiðinde, taraflarýn yer deðiþtirmesi kaçýnýlmazdýr. Yeterli güce ulaþan her medeniyet, kendinden zayýf olaný bertaraf etmek yoluna gitmiþtir. Bu rekabet yüzünden de bir çok devlet, medeniyet, hatta asýrlarca ayakta kalan imparatorluklar bile yýkýlmýþtýr.
Günümüzde ordular
Küreselleþen dünya ve artan ticaret iliþkilerinden dolayý sýnýrlarýn deðiþkenliði azalmýþ. Bulunduklarý coðrafyadaki azalan dýþ tehditler, bazý ülkelerin, ordu mevcutlarýný ve savunma harcamalarýný asgari düzeye indirmelerine sebep olmuþ. Yeni dünya düzeninde savaþlar, sadece sýcak çatýþmalarla yapýlmaktan çýkmýþ, teknoloji aðýrlýklý ticari bir yarýþa dönüþmüþtür.
Ülkelerin ordulara olan ihtiyacý, yeni dünya dengeleri, ülkelerin ekonomik gücü, bulunduklarý coðrafya ve siyasi amaçlarý doðrultusunda deðiþmiþtir. Yeterli ekonomik güce sahip olan ve bulunduðu coðrafyada tehdit unsurlarý asgari olan ülkeler, yüksek savunma harcalamalarýna ve çok sayýda asker mevcuduna ihtiyaç duymamaktadýr.
Bununla ilgili olarak Kanada örnek gösterilebilir. Türkiye'den 12 kat daha fazla yüzölçümüne, 3 kat daha fazla milli gelire sahip olmasýna raðmen, Türkiye'nin onda biri olan, 100 bin mevcutlu bir orduya sahiptir ve askeri harcamalarý Türkiye'den 4 milyar dolar daha düþüktür. Kanada, güçlü bir ekonomiye sahiptir ve bulunduðu coðrafyada tehdit unsuru bulunmamaktadýr. Bunun sonucu olarak da askeri personel mevcudu ve savunma harcamalarý asgari düzeydedir.
Süper güç ordularý
Dünya dengeleri üzerinde kontrol sahibi olmak isteyen süper güçler, sadece sýnýr güvenliði için deðil, sýnýr ötesi müdahaleler yapabilmek için ordu mevcutlarýný ve askeri harcamalarý yüksek tutmuþlardýr.
Bir ülkenin, dünya dengelerinde söz sahibi olabilmesi için üç ana unsur gereklidir.
- Ekonomik güç
- Siyasi güç
- Askeri güç
Bu özelliklere sahip sayýlý ülke vardýr. ABD, Ýngiltere, Rusya ve Çin þeklinde sayabiliriz. Ancak tam anlamýyla bu özellikleri yerine getiren ülke ABD'dir. Soðuk Savaþ'tan sonra iki büyük süper güçten biri olan Sovyetler Birliði tasfiye olmuþ, tek baþýna kalan ABD, mevcut konumunu daha da güçlendirerek dünya dengelerinde bir numaralý söz sahibi olmuþtur. Þu an, herhangi bir ülkenin askeri, ekonomik ve siyasi baskýsýna boyun eðmeyecek konumdadýr.
ABD ekonomisi, 20. yüzyýlýn baþýnda geliþme göstermeye baþlamýþ, II. Dünya Savaþý'ndan sonra ise ivme kazanmýþtýr. Buna paralel olarak ordunun gücü ve etkinliði artýþ göstermiþtir. 200 yýllýk güçlü devlet geleneðinin getirdiði siyasi gücünü de kullanan ABD, sadece günün deðil, 10, 20, hatta 50 yýl sonrasý için de strateji geliþtirebilen bir konuma ulaþmýþtýr. Sadece strateji üretmekle kalmamýþ, bunlarý da somut olarak gerçekleþtirmiþtir.
ABD, son 100 yýldaki dünya sahnesinde, iki dünya savaþý baþta olmak üzere, bir çok savaþta boy göstermiþtir. Buna paralel olarak çok güçlü bir savunma sanayi geliþtirmiþtir. II. Dünya Savaþý'nýn ardýndan, savaþý kaybeden Almanya ve Japonya'ya ordularý ile üs kurmuþ ve, kendi coðrafyasýnýn ötesinde de askeri varlýðýný kalýcý hale getirmeye baþlamýþtýr. Bunun ardýndan ABD, yeni üstlendiði role uygun olarak çok sayýda sýnýr ötesi savaþa katýlmýþ, baþka ülkelerde operasyonlar gerçekleþtirmiþ, gerek siyasi ve ekonomik, gerekse de askeri gücünü kullanarak çok sayýda üs kurmuþtur.
Dünya'daki ABD üsleri
ABD’nin yeni dünya düzeninindeki bir numaralý amacý, Rusya ve Çin’in sýnýrlarýný kuþatmak ve baþlýca enerji kaynaklarýný kontrol altýnda tutmaktýr. Bu amaçla, ABD’nin 2000 sonrasý vizyonu “Büyük Ortadoðu Projesi” adýyla ortaya konmuþtur. Sözü edilen bölge, enerji kaynaklarýnýn yoðun olarak bulunduðu, müslüman ülkelerin aðýrlýklý olduðu bir coðrafyadýr. ABD’nin bu bölgeyi kontrol etmek istemesinde þu amaçlar vardýr:
- Enerji kaynaklarýnýn kontrol etmek
- Enerji kaynaklarýný diðer süper güçlere (Rusya ve Çin) kontrol ettirmemek
- Bölgeyi kontrol altýnda tutarak, Rusya ve Çin’in hareket kabiliyetini kýsýtlamak
Bölgeyi istikrarsýzlaþtýrarak, Ýsrail için daha elveriþli bir coðrafya oluþturmak
Bu amaçla ilk olarak Afganistan, ardýndan da Irak, çeþitli bahaneler öne sürülerek iþgal edilmiþtir. Bölgenin kaynaklarý sömürülürken, demokrasi getirdiklerini iddia ettikleri insanlarýn her gün toplu ölümlerine ortam hazýrlamýþtýr, hatta bir çoðunun ölümüne direk sebep olmuþlardýr. ABD, bu iki ülkeyi iþgal ederek, mevcut coðrafyaya fiilen yerleþmiþtir.
ABD'nin vizyonu, tehditleri henüz oluþmadan önlemek üzerinedir. Olasý tehdit unsurlarýný, sýnýrlarýnýn çok ötesinde karþýlamaya çalýþarak, bugünün deðil, yarýnýn koþullarýný belirlemektedir.
ABD bunu, 1,4 milyonluk bir asker mevcudu ve yýlda 420 milyar dolarlýk savunma harcamalarý ile saðlamaktadýr.
Ekonomisi güçlü, orduya ihtiyacý olmayan ülkeler
Bir zamanlarýn güçlü ordularýna sahip olan Almanya ve Japonya, II. Dünya Savaþý'nda yenildikten sonra, kayýt þartsýz teslim olmuþ ve ordularý tasfiye edilmiþtir. Bugünse bu iki ülkenin ordu mevcutlarý nüfuslarýna oranla kýsýtlý durumdadýr. Peki bu iki ülkenin orduya ihtiyacý var mý? Japonya, Dünya'nýn 3., Almanya ise 5. büyük ekonomisine sahip olan ülkeler. ABD kontrolünde, ordularý tasfiye edilmiþ olarak yeni bir baþlangýç yapmýþlar, üretime aðýrlýk vererek (Almanya aðýr sanayiye, Japonya teknolojiye) kýsa sürede ekonomilerini büyütmüþ, teknolojilerini geliþtirmiþlerdir.
150 yýldýr tarafsýz olan Ýþviçre, yüksek askeri harcamalar yapmasýna raðmen, gerek bankacýlýk ve finans sektöründen ve üretim unsurlarýndan gelen ekonomik gücü, gerekse bulunduðu coðrafyanýn istikrarýndan dolayý, güçlü bir orduya ihtiyaç duymamaktadýr. Bu, Soðuk Savaþ sonrasýnda Doðu'dan gelecek bir tehlikenin ortadan kalkmasýndan dolayý, bir çok Avrupa ülkesi için geçerlidir.
Avrupa Birliði yapýlanmasý, Avrupa ülkelerini tek bir blok haline getirmiþtir. Ekonomik ve siyasi açýdan önemli bir güç haline gelen Avrupa coðrafyasý, büyük bir askeri tehdit yaþamamaktadýr. Bölgedeki ülkeler, buna paralel olarak ordu mevcutlarýný ve savunma harcamalarýný yeniden ayarlamýþlardýr.
Türkiye'deki durum
Bugünkü Türk Ordusu'nun felsefi ve fiili temeli, Kurtuluþ Savaþý'daki Cumhuriyet Ordusu'na dayanmaktadýr. Kurtuluþ Savaþý sýrasýnda, ülkedeki emperyalist güçlerin defedilmesi, ordunun ilk amacýydý. Bu ordu, Cumhuriyet'in kurulmasýný saðlamýþtýr. TBMM'nin siyasi bir güç olarak düþman devletlerce tanýnmasý, TBMM ordusunun askeri baþarýlarý sonucunda olmuþtur. Bu güç, Ýstanbul'daki iþgalci Ýngiliz ordusunun, tek kurþun atýlmadan geri çekilmesini saðlamýþtýr.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluþu, bu ordunun varlýðý sayesinde saðlanmýþtýr. Kurtuluþ Savaþý'ndan sonra, ordunun amacý, Misak-ý Milli sýnýrlarýný ve Cumhuriyet rejimini korumak olmuþtur.
Yeni büyümekte olan genç Türkiye Cumhuriyeti, II. Dünya Savaþý'nda, Alman ve Ýngiliz taraflarýn ýsrarlarýna ve cazip tekliflerine raðmen tarafsýz kalmýþ ve savaþa girmemiþtir. Bunda, hem Kurtuluþ Savaþý ve öncesinde yaþananlardan alýnan dersler, hem de iþgalci bir ordu anlayýþýnýn çok uzun süreler önce terkedilmiþ olmasý önemli rol oynadý.
Atatürk'ün ölümünün ardýndan, 1950'lere kadar mevut devlet geleneði sürdürülmüþ, ancak bu tarihlten baþlayarak kademeli bir bozulma yaþanmýþtýr. Tam anlamýyla güçlü bir devlet ve demokrasi geleneðinin oturtulamayýþýnýn sonucu olarak ordu tarafýndan 1960, 71 ve 80 de üç müdahale gerçekleþtirilmiþtir. Özellikle 12 Eylül 1980 darbesinin gerekliliði ve sonuçlarý, bugün hala tartýþýlmakdýr.
Bu üç müdahaleye raðmen, zaman zaman demokrasi kesintiye uðramýþtýr ancak Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman bir “ordu devleti” olmamýþtýr. Ancak genç ve geliþmekte olan bir cumhuriyet olarak, bulunduðu coðrafya, yakýn geçmiþindeki yaþananlar ve zaman zaman yaþanan iç karýþýklýklar ve askeri müdahaleler yüzünden, tam anlamýyla bir demokrasi kültürünü de oturtamamýþtýr. Bunun getirdiði sýkýntýlar hala yaþanmaktadýr.
1974’deki Kýbrýs Barýþ Harekatý ile, Ada’daki türklerin can ve özgürlük haklarýný korumak amacýyla bir operasyon düzenlenmiþtir. Harekat sonrasýnda Kýbrýs adasýnda bir türk ordusu daimi olarak kalmaya baþlamýþtýr. Bugün hala rumlar tarafýndan bu ordu “iþgalci” olarak nitelendirilmektedir, ancak eðer amacý iþgal olan bir ordu olsaydý, Ada’nýn tümünü ele geçirebilir veya ikiye bölünmüþ olan Ada’nýn türk sýnýrlarýný ilhak edebilirdi. Bunlarýn yapýlmamýþ olmasý, Ada’daki türk ordusunun iþgalci deðil, barýþýn devamýný saðlayan bir unsur olduðunu kanýtlamaktadýr. Ayrýca bu harekâtýn haklýlýðý, 29 Temmuz 1974’de Avrupa Konseyi tarafýndan, 21 Mart 1979 tarihinde de Yunanistan (Atina Yüksek Mahkemesi( tarafýndan alýnan kararlarla resmi olarak tescillenmiþtir.
Uzun yýllardýr ABD'nin müttefiki olmayý tercih eden Türkiye, ekonomik ve siyasi çýkarlarý gereði, baþta Kore Savaþý olmak üzere irili ufaklý operasyonlarda ABD'ye asker desteði saðlamýþ, bizzat sýcak çatýþmanýn içine girmiþtir. Nato'ya dahil olmamýza sebep olan Kore Savaþý'na katýlmamýzýn ne kadar gereksiz olduðu, bugün geniþ bir kesim tarafýndan kabul edilmektedir.
Türkiye, son 25 yýllýk dönemde, terör tehdidi ile karþý karþýya kalmýþ ve iç huzuru saðlamak amacýyla terörle mücadele etmiþtir. Kökü kurutulmakta üzereyken, ABD tarafýndan açýkça desteklenen terör örgütü, mevcut hükümetin de gerekli siyasi iradeyi göstermemesi yüzünden yeniden varlýk bulmuþ ve etkinliðini artýrmýþtýr.
Türkiye'nin bulunduðu coðrafya, Avrupa coðrafyasý kadar duraðan deðil. Ekonomik ve siyasi açýdan da yeterli gücü olmayan Türkiye'nin, bölgedeki varlýðýnýn tek gerçek garantisi, mevcut ordusudur. Büyük Ortadoðu Projesi'nin ayaklarýndan biri de, Türkiye'nin parçalanmasýdýr. Bu amaçla siyasi ve ekonomik açýdan yoðun bir çalýþma yürütülmektedir.

ABD'nin Türkiye üzerinde bir askeri tehdit unsuru olamamasýnýn tek nedeni, Türk Ordusu'dur. Bunun çok uzun süredir farkýnda olan ABD, askeri güç dýþýndaki seçeneklerini kullanarak, amacýna ulaþmaya çalýþmaktadýr. Türkiye üzerinde uygulanan psikolojik savaþ, kültürel bir parçalanma ve iç çatýþma odaklýdýr.
Türkiye’deki bankalarýn %42’si, Borsa’mýzýn (ÝMKB) %70’i ve önemli kamu kuruluþlarý yabancýlarýn eline geçmiþtir. Amaca ulaþmaktaki önemli yollardan biri olan ekonomik kontrol tamamlanmýþtýr. Siyasi destek de bulan dýþ kaynaklý güçlerin tek ihtiyacý olan þey, iç parçalanma oluþturarak, son kale olan “Ordu” nun etkisini ortadan kaldýrmaktýr. Yani Türk Ordusu, þu an sadece iç düzeni ve cumhuriyet rejimini korumak deðil, Kurtuluþ Savaþý’ndan sonraki tarihinin en büyük tehdidine karþý bir sigorta olarak durmaktadýr.
Böyle bir durumdayken, zaten yetersiz olan savunma harcamalarýnýn kýsýlmasý veya ordu mevcudunun düþürülmesi mantýklý olmayacaktýr. Ordularýn, mevcutlarýný azaltmasýnýn bir baþka yolu da, modern ve etkili donanýmlara sahip olarak vurucu güçlerini artýrmalarýdýr. Bunu baþarmak için de ekonomik yeterlilik gerekmektedir. Bir ülkenin bunu gerçekleþtirmesi için iki seçenek vardýr; kendi savunma sanayinden veya dýþ kaynaklý temin. Dýþ kaynaklý alýmlarýn; maliyet, süreklilik ve temin serbestliði gibi sorunlarý bulunmaktadýr. Savunma sanayisi güçlü ülkeler, silahlarýn satýþýný þarta baðlamakta veya çýkarlarýna uygun olmadýðý takdirde hiç satmamaktadýr.
Türkiye'nin, yerli savunma sanayisini kurmasý ve geliþtirmesi, araþtýrma geliþtirme maliyetleri ve öngörüsüzlük nedeniyle gecikmiþtir. Savunma araçlarýnýn yurt içinden temin oranýnýn artmasý, dýþa baðýmlýlýðýn unsurlarýndan birini daha ortadan kaldýracaktýr. Bu, ekonomik bir yarar saðlayacaðý gibi, olasý bir savaþ veya ambargo durumda çaresiz býrakmayacaktýr. Her türlü olasýlýða hazýrlýklý olmak, devletlerin ve ordularýn baþýca amaçlarýndandýr.
Son söz
Savaþ, kuþkusuz hiçbir medeni insanýn isteyeceði bir þey deðildir. Ancak bir ülkenin varlýðýný, güvenliðini ve geleceðini garanti altýna almanýn yolu, olasý tehlikelere karþý koyabilecek donanýma sahip olmansýný zorunlu kýlmaktadýr. Bunlardan en önemlisi de ordudur.
ÜMÝT YILDIRIM
|