|
—Tek harf farkýyla---
ÖZGÜNLÜK ve ÖZGÜRLÜK
Yenilikler ürkütür insanlarý çoðu kez. Alýþýlmýþýn dýþýna çýkýlmasý pek hoþ karþýlanmaz. Ýsterler ki hep ayný düzenlilikte aksýn nehirlerin sularý. Yaþamýn sakin güneþi ýsýtsýn, ay aydýnlatsýn, yýldýzlar ýþýldayýp dursun. Mevsim anormalleri hoþlarýna gitmez onlarýn. Yaz yazlýðýný bilmeli, kýþ kýþlýðýný. Ýlkyazda piknik, sonyazda hüzün… Yeter ki düzenleri bozulmasýn.
Bir de bu sükûnetin dýþýnda olmak isteyen, fýrtýnalarý bekleyen hatta davet eden kiþiler vardýr; sanatçýlar. Onlar, sanatýn ne getireceði bilinmeyen dalgalarýný severler. Yumuþacýk yataklar yerine çivili tahtalarda yatmayý yeðlerler.
Sanat uçsuz bucaksýz bir yaratým alanýdýr. Sanatçýnýn en özgür olduðu, olmasý gerektiði, gerçek anlamda “var” lýðýný hissettiði belki de “tek” yerdir.
Sanatçý düzene muhalif, bir anlamda düzeni bozan kiþidir. O nedenle özgün olmasý, yaratýsýnýn yeni bir söz söylemesi baþ koþuldur. Yaratýmlar, insanlarýn evrene –ya da o anlamda tanrýya- baþ kaldýrdýklarý zamanlarýn ürünüdür. Sanatçýnýn kendiyle, kendi baþýna çarpýþtýðý kutsal bir savaþ meydanýdýr.
Ahmet Altan, baþka yazarlarla kalem kavgalarýna yol açan bir söyleþisinde, “Ben edebiyatýn tanrýsýyým!” demiþti. Edebiyat çevrelerinde kendini beðenme olarak algýlanan bu söz, gerçeði yansýtýr büyük ölçüde: her yazar kendi yaratýmlarýnýn tanrýsýdýr.
Yaratým “yeni”dir, “farklý”dýr, öyle olmalýdýr.
Konfüçyüs çok güzel özetlemiþtir özgünlüðün sýrrýný;
“Baþkasýnýn izinde giden, kendi izini býrakamaz.”
Özgünlük konusunda ilk akla gelen yazar, Leyla Erbil’dir. O ki, kendinden önce yerleþmiþ olan sanat akýmlarýna yüz vermeyen bir öykücü, romancý, denemeci. Dilin olanaklarýný zorlayan, sözdizimini kendine göre düzenleyen yapýbozucu. Kendine özgü biçimden, biçemden ödün vermeyen yazýn iþçisi. Edebiyat ödüllerine uzak duran, kitaplarýnýn satýþ kaygýsýný taþýmayan, bu anlamda da az okunmayý az tanýnmayý göze alýp özokunmayý, özgünlüðü ve özgürlüðü yeðleyen bir yazar.
Ya Sevim Burak?
Yanýk Saraylar’da, “Her þeyiniz var/ otomobiliniz/ yatýnýz /yedi cüceli eviniz/ bonolarýnýz / çocuklarýnýz/ bense ölümden korkmayacak kadar yalnýzým” diyen Sevim Burak... Bazý deðerlendirmelere göre savruk ve düþsel yaþantý düzeyinde kalan fantezilerden oluþan bu kitap, bazý eleþtirmenlerce bilinçakýþýnýn baþarýlý örneklerinden sayýldý. Ama“özgünlüðü” hiç tartýþýlmadý. Tartýþýlamayacak kadar “deðeri kendinden menkul”dü yani.
Özgünlük söz konusu olduðunda resim sanatýndan söz etmeden geçmemeli.
Bazý resim atölyelerine bakarým. Hocalarýna, bir de o atölyede yetiþenlerin resimlerine. “Üstad”ýn ardýndan giden irili ufaklý çakýl taþlarý görürüm… Hepsi en öndekinin farklý bir kopyasýdýr sanki. Kendi içlerinde “iyi”dirler belki, ama bütüne bakýldýðýnda… Yeni bir þey söyleyen yoktur! Yeni bir çizgi bulan…
Oysa Bedri Rahmi Eyüboðlu…
1929’da Ýstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi ve burada ve Ýbrahim Çallý’nýn öðrencisi oldu. Oradan Paris’e, Andre Lohte atölyesine… Gauguin, Cezanne, Chagal incelediði ve önemsediði ustalardý. Bedri Rahmi ne Çallý, ne Cezanne ne de Andre Lohte’un gölgesi oldu. O yalnýzca kendisiydi. Anadolu motiflerini hem resminde hem þiirinde hem de yazýlarýnda kullanan, ama bu motiflere bambaþka bir deðer katan Bedri Rahmi…
Atölyesi ise onu taklit eden çakýl taþlarý ile doluydu.
Sanatta etkilenmeler elbette olacaktýr, demek istediðim bu deðil. Sanatçý baþýný kuma gömen bir yaratýk deðildir ki! O, yazýlanlarý, yaratýlanlarý herkesten iyi izlemek zorundadýr üstüne üstlük. Üretmek, bütün algýlarýn açýk olmasýný gerektirir.
“Görmek, esinlenmek, ama bambaþka bir þey yaratmak”tan söz ediyorum elbette.
Sanat büyük fotoðrafý görmeyi gerektiriyor; günümüzde ise daha da çok. Her þey söylendi, yazýldý, resmedildi, bestelendi, yontuldu, filme alýndý gibi görünüyor. Özgün yapýtlar üretmek bugün çok daha zor.
“zor” sözcüðü bu konunun baþköþesine gelip yerleþti öyleyse. Özgün yaratýcýlýðýn kolay bir þey olmadýðýný, zor “zanaat” olduðunu en baþtan kabullenelim o zaman.
Zordur, çünkü gerçek sanat kurcalayýcýdýr, deþicidir, en diplerde olaný ortaya çýkartýcýdýr ya da diplerde öyle bir þey yoksa onu yaratýcýdýr.
Özgürlüðünü tam olarak yaþayabilen sanatçýlar özgün olabilirler diye düþünüyorum. Küçük hesaplarýn, ucuz baþarýlarýn peþinde koþmayýp kendilerini en iyi ifade yollarýný arayanlar, beðenilmek adýna aykýrý duruþlarýndan ödün vermeyenler… O nedenle yaratmak ayný zamanda cesaret ister. Kapitalist sistemin çarklarý arasýna sýkýþmýþ, tüketiciye yönelik, kazanç endeksli, sipariþ üzerine çalýþan sanatçýnýn özgün olmasý da olasý deðildir.
Sanatçý düzene karþýdýr demiþtik.
Alev Alatlý “Dünya Nöbeti” adlý romanýnda þöyle der,
“Ýnsanýn kendisini ayaða dikecek, kendisiyle meþgul olacak cesareti bulmasý lazým. Kendini yapýlandýrmak demek, her gün yýkmayý öðrenmek demek…” (say. 491)
Bu mantýða göre, kendine bile muhalif olmalý –neredeyse- sanatçý. Huzursuz olmalý; arayýþ içinde, bir türlü bulamayýþ içinde, bulduðuyla yetinmeyiþ içinde olmalý. Hem baþkasýný hem kendini tekrar etmemeli.
Picasso’nun kübist anlayýþla yapýlmýþ bir tablosuna bakýp “Bunu ben de yaparým…” diyen, resmi fotoðraf sanatýyla karýþtýran bir “netekim darbeci” zihniyetin sanatý algýlayýþý, kendi sýðlýðýný ele verir yalnýzca. O kiþi ancak sanatýn ulaþmýþ olduðu yerle ilgili düþünce üretebilir ve komik olur. (Ayný, heykel sanatýyla ilgili unutulmaz bir özdeyiþ üreten ünlü baþkent belediye baþkaný gibi.)
Oysa sanatýn kendisi, sürekli devinen bir süreçtir. Basite indirgenmiþ çizgiyi bulabilmek için binlerce resim yapmasý gerekmiþti Picasso’nun. “Kukuriku” adlý çizgisel horoz tablosuna gelinceye dek, kim bilir aslýndan ayýrt edilemeyen kaç bin horoz resmi çizdi ünlü ressam?
Saðda solda, “Ben en iyi þairim…” “Ben en iyi yazarým…” “Ben en iyi müzisyenim…” diyenleri görüyoruz, okuyoruz. “Enel Hak!” diyorlar bir anlamda. Üstelik gerçekten “iyi” yapýtlar üreten kiþiler bunlar, özgün yapýtlar. Ama dillendirilen tümce, kavganýn bittiðini, þairin ya da yazarýn kendisiyle ve iktidarla uzlaþtýðýný ifade eder, alt okumada. Özgürlüklerine veda ettiðini… Bence sanatçýnýn tükendiði nokta da budur. Ürettiðini yeterli, hatta en üstün gören, daha ötesini düþlemeyen sanatçý en basit deyiþle iniþe geçmiþtir.
Bu þiþkin ego ile yaratýlanlar da sanat tarihinin hangi rafýnda tozlanmaya býrakýlýr bilemem.
Nice düþünsel özgürlüklere, nice özgün yapýtlara…
Gönül Çatalcalý
|